POŞET YİRMİBEŞ KURUŞ SEVMEK BEDAVA

İnsanoğlu kıskanç ve intikamcı bir cins. Unutmamak üzerine kuruyor her şeyini. Düğününde takılan bileziğin kaç gram olduğundan, ev hediyesi olarak alınan eşyalara kadar... Düğününe kimlerin geldiği, ailesinden kaç kişiyle geldiği, hediye olarak ne taktığı, düğünde verdiği ikrama değin her şeyi not eden bir gelenek(sizlik) var. Bunun karşılığı şudur:“Ben sana çeyrek altın verdim, düğün yemeği de pideydi. Aynısını ben de isterim ben de aynısını yaparım, fazlasını bekleme!”

Düğünler ve cenazeler bizim toplumun paylaşma geleneğidir. İlkinde mutluluklar paylaşılıp çoğalırken sonrakinde acılar paylaşılarak azalır. Bu toprakların olmazsa olmazıdır paylaşmak. Eskilerden bir örnek: Cenaze evine üç gün yemek gidermiş, komşular akrabalar giderken yemek de götürürmüş. Bunun anlamı şuydu;”kardeşim sen zaten acı dolusun bir de yemekle uğraşma.”Bugünse cenaze evleri sanki yemek hizmeti veriyor. Eskilerden şöyle bir örnek de verilebilir; yokluğun var olduğu dönemlerde ceket, gömlek, ayakkabı ödünç alınıp düğün yapılırmış. Komşunun komşusunun külüne muhtaç olduğu zamanlar yani. Deyimlerin hiçbiri öylesine söylenmemiştir.

Bir çuval inciri berbat etmek diye de bir deyim vardır. Güzel giden işleri kişisel çıkarlarımız ya da birilerini istemediğimizden engeller sonra da ben yoksam iş de yok deriz. Atalarımız bizden çok daha fazla tecrübe kazandıkları için atasözleri ve deyimlerimiz önemlidir. Deyimler ve atasözleri yapılan çalışmalarla sözlük haline bile getirilmiştir. Tıpkı Kur’an gibi bu sözlükler de rafta ve lafta kalmamalıdır. Evlerimizde çocukların odalarında bu sözlükler mutlaka vardır, ancak ders, ödev dışında pek başvurulmaz ne yazık ki bu sözlüklere. Başımıza bir musibet gelmeden bir büyüğün dilinden tecrübesini dinlemeden kimse kimseye akıl da danışmaz.

Modern insan tırnaklarını yercesine yiyip bitiriyor kendini. Beynine daha fazla enerji gitsin diye yediği cevizleri üç kuruşluk dedikodu ya da bencilliği nedeniyle zaten yememiş oluyor.

İnsan düşünüyor, ne ara bu hale geldik. İnsan düşünen bir varlıktır, düşünelim ve düşünmeye devam edelim. Descartes (Dekart) “Düşünüyorum öyleyse varım” derken, Aristo “İnsan düşünen bir hayvandır” iddiasındadır. Günümüzün insanı unutarak düşünmeyi öğrenerek filozofları haklı çıkartabilse!

Seneye de giyersin diye bir beden büyük alınan elbiselerin ve ayakkabıların dili olsa da konuşsa!

Bazen unutmak ne güzel şeymiş diye düşünüyorum. Unutmasak, nasıl ilerleriz ki? Günlük geçmişimize takılıp kalmadan sonrayı yaşamayı unutkan olmamıza borçluyuz bana göre. Genel dünya görüşlerimizi ve hayat nizamı olarak yaptığımız çalışmaları bunun dışında tutuyorum tabi ki. Üzerinde durduğum ise daha çok günübirlik unutkanlıklardır. Dünyalık hevesimizi kırsın diye unutkanlığı önemsemek lazım. Yoksa nasıl çıkarız bu kadar ihtirasın içinden?

Takıntılarımızı terk etmemiz lazım. Evden çıkarken kapıyı kilitledim mi diye kaç kez içimizi sıkıntılar basıyor, ancak yardımlaşma, iyilik yapma, günahı örtme gibi toplumsal yardımlaşmayı ihtiva eden konularda aynı sıkıntı bizi neden basmaz! Komşumuzun herhangi bir sorunu, uzak yakın akrabaların durumu bizi neden ilgilendirmez! “Ana babana öf bile deme” ayeti, duvarda çeyizlik olarak duran Kuran’ın açılıp okunmayan bir ayeti olmaktan ne zaman kurtulacak? Veya Nahl suresi 90.ayet;“Şüphesiz Allah, yakınlara yardım etmeyi emreder”. Peki, kaçımız bu ayetin gereğini yerine getiriyor?

Poşetin yirmi beş kuruş olması kadar da halkımızın gündeminde yoktur bu anlatmaya çalıştıklarım. Oysa poşet yirmi beş kuruşken sevmek bedavadır!

YORUM EKLE

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

banner823

banner822