ATA* OLUNCA ANLAYACAĞIZ

*Ata:1. Baba.

2.Dedelerden ve büyükbabalardan her biri: “Ey kız gözüme huri görünürsün / Atan sevmez seni benden ziyade"(Karacaoğlan)

3. Kişinin geçmişte yaşamış olan büyükleri.

Atacılık: Uzaklarda bulunan ve birçok kuşaktan beri görünmeyen birtakım özelliklerin yeni bir kuşakta birden ortaya çıkması, ataya çekme, atavizm.

Bizim çocukluğumuz bu sözleri duymakla geçti. Çok şükür. İyi ki bu sözlerle büyüdük ya da büyütüldük. Bu, ayrı bir nasip ve güzellik.

Çevremizde olana bitene kayıtsız kalamamamızın nedeni budur. Olana bitene duyarsız yetişmemişiz. Simdi daha iyi anlıyorum; duyarlı, bilinçli ya da entelektüel yetişmek/yetiştirilmek için anne babaların üniversite mezunu olması şart değilmiş.

Birçok kişinin başarı hikâyesini ya duymuş ya okumuşsunuzdur. Okuldan kovulan iş adamı, üniversite bitiremeyen şair, okuma yazma bilmeyen akil insanlar. Öylesine parlak fikirlerle temayüz etmiş pek çok gencimiz maalesef harcanmakta. Elinden tutan olmuyor ya da olmamış. Altmışlı yılların Devrim arabasının geliştirilememe sebebi, değerli fikirleri anlayamamaktan kaynaklanmıştır.

Pek çok şey söylenebilir. Yazılmış ve söylenmiştir de. Tarih boyunca aynı sıkıntılara maruz kalan insan, çare olarak da yine kendi türünden ve kendi neslinden yardım dilenmiştir. Dilenmek, aciz olmak demektir. Sokaktaki adam, aciz olmasa para ister mi?

Acziyet, yardım kelimesiyle anlamlı duruyor. Para yardımını bir tarafa bırakalım. Modern insanın önceliği para olduktan beridir insanlar yan yana gelip konuşamıyor, dertleriyle hasbihal edemiyor.

Kalp kalbe gelmeden ve göz göze değmeden yardım olmuyor. Yardım, anlamakla oluyor. Derdi anlamadan konuşmak havanda su dövmektir. Eskiler buna i’sar diyordu. Şimdi empati (duygudaşlık) diyorlar. Yabancı kelimelerin soğukluğu burada esip çarpıyor yüzümüze.

Göğsünüzün ortasından konuşursunuz bazen. Oradan konuşmak güzeldir. Hislerimizi kontrol altına alırız. Sağa sola çarpan fırtınanın bitişi gibi sakinleşiriz. Ayet ne güzel söylüyor: “Biz senin göğsünü açıp genişletmedik mi?” (İnşirah suresi 1.ayet)

İnsan “bir”ken tabii yaşamın sonucu olarak sayıca çoğalan bir varlıktır. İnsan sayıca çoğaldıkça güçlü olur. Babanın oğluna güvenmesi ve sırtını ona dayaması bu sebeptendir. Bir babanın kızının gözlerinin içine baktıkça gülmesi bu gücün yansımasından başka bir şey değildir. Elbet bunları yaşayan bilir.

Anlamak için yaşamak gerekir. Bir musibet bin nasihatten evladır, sözü ne güzel bir sözdür. Bazen ne desek, ne söylesek fayda etmez de ufacık bir ikaz bizi kendimize getirmemize yeter. Misal; deprem. Allah herkesi kötülüklerden korusun.

Sosyal hayatı anlayarak ilerlememiz gerekir. İlerlememiz ise yanımızdakinin derdini bilmekten geçer. Ama dikine uzayan evler gibi biz de tepeden baktıkça uzak düştük insanlara. Nasıl olsa benim başıma gelmez kurgusuyla kafamızı kuma gömdük. Ancak her şeyimiz ortada. Buna da savaşlar misal olsun. Allah herkesi savaşlardan da korusun.

İslam tarihinde bilinen bir örnektir. Peygamber Efendimiz, önemli bir savaşta (Tebük Seferi) alınan başarıdan sonra sahabeye şöyle buyurmuş: “Küçük cihat bitti, asıl büyük cihat şimdi başlıyor.” Ne kadar ince bir mesaj.

Hepimiz bir topluluk halinde toplu yaşıyoruz. Efendimizin bize öğütlediği gibi kibri bir yana bırakmalı, gerçek cihadın kendimizle olduğunu bilmeliyiz.

Benim annem bize hep şunu öğütledi: ”Ata olunca anlarsınız”. İlkokul mezunu bir kadın bu sözü söylerken tecrübesine bakar. Aynı sözü bir akademisyen, bir yazar, bir uzman söylerse sadece kaynak kitaplara bakar. Acaba hangisi daha etkilidir?

İnsan üç döneme ayrılır: Çocukluk, Gençlik ve İnsanlık. Üçüncü dönem, olgunlaşma ve çevremizi anlama dönemidir. Bu dönemin bir yaşı ya da formülü yoktur. Misal; herhangi bir konuda herhangi bir kişiyi yererken, kendimizi gözümüzün önüne getirmemiz kâfidir.

Bunu da ata olunca anlayacağız.

YORUM EKLE