ZİNCİRLER KIRILDI

Henüz taze. İçimiz kıpır kıpır. Mutluyuz.

Akşam güneşi sırtımıza vuruyor. Güneş kızardıkça bizi evlerimize ittiriyor. Sağımızdan solumuzdan heyecanla geçiyor sesler. Sokakta neşe var. Sığınacak bir mekâna koşuyoruz. Bu kez sevinçten. Ezan okunuyor.

Bir an önce aslına dönmek istiyor her şey. İçimizde birikenler artık taşıyor. Taşan mutlulukla beraber yıllarca koruduğumuz güller patlıyor birden. Gül kokuyor şehir. Şehir kırmızı. Gül ve mahcubiyetin rengi. Susmalıyım. Heyecan dorukta.

Dik yokuş tasvirini sonuna kadar hak eden bir sokaktan çıkan rüzgâr caddelerden kıvrılarak ilerliyor, ben de öyle. Bir de gençliğim. Orta yaş üstü olduğumu anımsıyorum, çünkü dizlerim hele bir yavaş diyor. Bir nefes alıyorum.

Şükür ifadesi gökyüzüne bakmak. Bakıyorum göğe. Şairin mavinin gökte yaşlandığı yer, gökyüzü şiirini mırıldanıyorum. Evet, şiir benim şiirim. Ama kötü yanım şu: Hiçbir şiirimi ezbere bilmiyorum.

Göğe bakmaya devam ediyorum. Leylekler gidiyor, bulutlar birbirine kavuşuyor ve camilerin minaresi uzanıyor. Gökyüzünde barış var.

Bir an önce yazmak istiyorum aklımdan dilime düşenleri. Düşen cümleleri topluyorum önümde. Önümdeki gölgemle kardeş olmuş el ele gidiyor cümleler. Yazı yazmanın aceleciliği var üzerimde. Hep vardı zaten. Bugün de öyle. Askerden dönen birisinin evine ulaşmasının heyecanını kim anlayabilir, yalnızca anneler…

Şükredecek çok şey var. Görmesini bilene. Bakmak ve görmek arasındaki farkı bilene tabi. Gördük, duyduk, şükürler olsun.

Camilerden ezan sesi geliyor. Televizyonda muhabir heyecanlı heyecanlı anlatıyor. Şimdi ne olacak diyor pazardaki domates satıcısı. Yandan bakkal haykırıyor. İstanbul bekle bizi, biz geliyoruz.

24 Temmuz diyor televizyonlar. İlk namaz. Beş Yüz Altmış Yedi sene sonra. Yeniden ilk namaz. Yıl İkibiniki. Tekrar şükür.

Mekke, Medine, Kudüs, İstanbul. Yani Ayasofya. Hizmetkârlarınız bekliyor. Şadırvandaki kuşlar, duvarları öpen baharlar, zaman içinde kırılan ışıklar. Halılarında yuvarlanacak olan beyaz takkesiyle çocuklar.

Bosnalı bir asker şöyle sormuştu: Mekke, Medine, İstanbul. İstanbul ne haldedir? Bundan 18 sene önce. Sorduğu İstanbul değil Ayasofya’ydı. Hasret bitti. Bekleyişin başı sabır, sonu Ayasofya. Ayasofya; işte zincirlerin kırıldı.

Zincirler kırıldı. Biletle değil artık abdestle girilecek. Asıl zincir şimdi. Gönül zinciri. Kalp zincirini kırabilene selam olsun. Cami avlusu güvercinlerle, içi müminlerle dolmalı, dolsun.

Şimdi evimdeyim. Altyazı geçiyor televizyonlarda: Ayasofya artık özgür.

Haydi, kendimizin kendisiyle savaşı başlıyor.

Hoş geldin Ayasofya, hoş geldin kutsal bilgelik.

YORUM EKLE