KENDİ EVİNDE MUHACİR OLMAK

Üstte okuduğunuz başlık Ülkemizde sığınmacı olarak yaşayan Suriyeliler için atılmış gazete başlığıdır. Suriye, henüz devlet değilken bize bağlı şehirlerden oluşmuş bölgenin ismiydi.1865 yılında yeni teşkil edilen Halep Vilayeti; Halep, Adana, Kozan, Maraş, Payas, Urfa ve Zûr olmak üzere yedi sancağa ayrılmıştı. Urfa Osmanlı döneminde Halep’in bir ilçesiyken bugün savaş nedeniyle ilçelerine hicret eden Halepliler aslında kendi ülkelerine göç ettiler ve kendi evlerinde muhacir oldular. Bu yazımda benim anlatacaklarım akın akın sel göçünün sebebi olan politik savaşlar, küresel dengeler, petrol, doğalgaz gibi yer üstünü ilgilendiren derin meseleler değil. Ben buradan hareketle kendi evinde muhacir olan insanlarımızdan bahsetmek istiyorum.Suriye konusuna girişte vurgu yapmamın yegâne sebebi muhacirlik ve yalnızlaşma kavramlarının daha net anlaşılması içindir. Burayı geçtik.


Son zamanlarda içi boşaltılan pek çok kavram oluşmuş görünüyor. Zor zamanların insanları da bu dar çerçevenin içine hapsedilerek adeta yalnızlaştırılmaktadır. Oysaki son zamanlarda zor zamanların adamlarına ihtiyaç vardır. Zor zamanlar, son zamanlarda bitmiş gibi görülse de pusuda yatan fırtınaların var olduğunu biliyoruz. Bu fırtınaların hiçbirimizi sağa sola fırlatmasını da istemeyiz.


En yakınından başlayarak zekât verilmesini emreden ekmel din İslam, sadece Ramazan Ayında değil her zaman en yakının görülmesini istemektedir. Buradaki görülmekten kastım asla ve kat’a bir gelecek kaygısı değildir. Bu tarz cümleler kullandıktan sonra maalesef insanların aklına böyle düşünceler gelebiliyor ki ben bunu düşünce dünyamızın eksik oluşuna bağlıyorum. Bu eksiklik de esasında baştan beri anlatmak istediğim sosyal doku zayıflığı ile ilgilidir. Namaz kılarken omuzların omuzlara değmesi şarttır. Sadaka verirken sol elin görmemesi şarttır. Yardım yapılacaksa en yakından başlanması şarttır. Peki, sosyal hayatta neden en yakınlarımız yoktur? Görüldüğü üzere dini hayat sosyal hayatın öncüsüdür. Abbasi, Endülüs, Selçuklu ve Osmanlı gibi devasa kültür medeniyetlerinin devamı olarak bugün bizler en yakınımızı değil en uzağı arar olduk maalesef. Sanıyorum uzağı yakın etmek önce yakınımızı uzak etmemekten geçiyor. Kendi evinde muhacir olarak hayatını idame ettiren pek çok insanımız var. Şehrine vefa borcu ödemek için hazır kıta bekleyen insanlarımız var. Yalnızlığını dostlarıyla, çayını yakınlarıyla paylaşan insanlarımız var. Görmek lazım, bilmek lazım.


Bir takım kavramları hakikaten yaşayan ve gereğince de hareket eden, geleneğimizden beslenerek kültürüne katkıda bulunmak isteyen insanları yalnızlığa itmemek gerekir. Bugün herkesin her konuda bir fikri olduğunu kabul edersek bu zamanda böylesi insanların fikirlerini duymaya da ihtiyacımız var. Tek taraflı ve yanlı düşünmek kimseyi şampiyon yapmaz. Şehir mimarisinden, mahallelere yapılacak çocuk parkına kadar bir fikri olsun diye okuyan araştıran insanlar bulunmalı ve fikirleri sorulmalıdır. Üzülerek görüyoruz ki para, servet, toprak ve hep bana anlayışı devam ettikçe tertemiz gökyüzümüz görünmeyecek duruma gelecektir.
İnsanın önce inanması sonra yaşaması gerekir. İsyan şairi İsmet Özel’in “Allah insanı iddiasından vurur” dizesini hatırdan hiç çıkarmamak gerekiyor. Anlı şanlı direniş günlerimizden şaşaalı metropollere hızlıca geçişimiz şairi bence haklı çıkarıyor. Dünyalık anlamda körü körüne sadakatten kurtulmalıyız. Masum kavramlarımızın saf haliyle bizlere kalması lazım ki bizden sonraki nesiller de bu tertemiz kavramlardan faydalanabilsin. Sürekli ben merkezli anlayış her yirmi yılda bir geriye gidişimize sebebiyet vermektedir.


Kavramları serbest bırakalım. Zaman ve yaşam kavramların içini en iyi dolduran gerçeklerdir. Topluma ait, kültüre ait, bize ait ne kadar kavramlarımız varsa bırakalım yine öyle masum kalsın. Kavramlara anlam katacak olan bizler değiliz bizim yaşadıklarımızdır. Eylemlerimizin ve yaşantılarımızın çakışması gerekiyor. Çatışma ve çakışma birbirine zıt kavramlardır. Çatışmadan kaçarak omuzlarımız birbirine değercesine yan yana yürüdüğümüz zaman sosyal hayatta tutarlı oluruz ki bu da çakışma demektir. Ben yapınca oluyor anlayışı sadece sosyal yaşamda yalnız kalmamıza neden oluyor. Elbette kuru kalabalık istemiyoruz, herkes yanımızda olsun diye de çabalamıyoruz. Doğruları söylemekten de yanlışların altını çizmekten de korkmamalıyız. Olaylara kendi penceremizden değil toplumun penceresinden bakmalıyız. Etraf demişken de etrafımıza gerçekten bakmalıyız.

Etraf kelimesi Arapçada taraf kelimesinin çoğuludur. Unutmayın, etrafımıza bakınca aslında hangi tarafta olduğumuza bakıyoruz. Etrafımızı sevelim, tarafımızı bilelim.

YORUM EKLE

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

banner823

banner822