TAŞA NAKŞEDİLEN ŞİİR

Taşların da bir dili var duyabilene. Boşuna dolaşmadı Türkmen dervişi Yunus: “Dağlar ile taşlar ile / Çağırayım Mevla’m seni.” diyerek Anadolu’yu. Aldığımız terbiye ve edep gereği millet olarak kendimizden bahsetmeyi pek sevmeyiz biz. Onun için sırrımızı taşa işlemişiz, kendimiz konuşmamış, taşı konuşturmuşuz.

*

Coğrafyamızı şöyle bir dolaştığımızda Saymalıtaş Kaya Resimleri, Orhun Kitabeleri, Ahlat Selçuklu Mezarlığı’ndaki mezar taşları ve kümbetler, Anadolu’nun çeşitli yerlerinde bulunan taş işçiliğinin muhteşem abideleri bizim tarih boyunca taşla iç içe yaşayan, taşın dilinden anlayan bir millet olduğumuzu gösteriyor.

*

Biz Anadolu’ya yerleştikten sonra mimari alanda, özellikle taş işçiliği konusunda her biri bir sanat harikası olan eserler ortaya koyduk. Taşı iyi kullandık ve ona en güzel şekli verdik. Orta Asya’dayken çadırlarımıza, kilimlerimize, silahlarımıza nakşettiğimiz geleneksel motifler, Anadolu’ya gelince taştan inşa ettiğimiz eserlerde yerini buldu. Taş portallerin her biri insanın seyrinden kendini alamadığı, zevk duyduğu sırlarla dolu çiçek bahçesi, hat ve motif galerisi haline geldi. Bir çeşmeden su içerken, bir camide ibadet ederken, bir mezar taşının başında fatiha okurken veya bir medresede ilim tahsil ederken karşımızda gördük o süslemeleri. Taş ustaları sanatkârane bir şekilde gönüllerindeki şiiri nakşettiler önlerinde duran taşa. İçlerindeki en derin hisleri, hüzünleri, sevinçleri, aşkları, umutları, hayalleri, idealleri şairin kâğıda döktüğü gibi onlar da taşa kazıdılar.
*

Taş işçiliğimiz geleneksel el sanatları içinde önemli bir yer tutar. Büyük Selçuklu, Anadolu Selçuklu, Beylikler ve Osmanlı dönemi mimarisine ait abidevi Türk İslam eserleri asırlara meydan okuyarak hala bizim coğrafyamızda dimdik ayakta durmaktadır. Medeniyetimizin dili olan güzel motifler bir ölçü, ahenk ve anlam bütünlüğü içerisinde mezar taşları, kümbet, türbe, han, hamam, cami, çeşme, kale, medrese, kervansaray gibi eserleri süslemiştir. Bu eserlerde gökkubbe ve gezegenler, tabiattan alınan bitkisel figürler, hat sanatımızın en güzel örnekleri iç içedir ve sonsuz bir âleme yöneltir bizi. Her şey O’nu hatırlatır velhasıl.
*
Taştan söz edince kadim şehrimiz Ahlat’ı atlamak, Ahlatlı taş ustalarından bahsetmemek haksızlık olur. Çünkü Ahlat bizim için önemli bir tarihi mekândır, tarihi mirastır, bir nevi açık hava müzesidir. Başlı başına ayrı bir yazı konusudur aslında. Biz bu yazımızda kısa anekdotlarla yetineceğiz. Ahlatlı ustaların eliyle mimari bir kültür oluşmuş bu şehirde. Ahlat’taki Selçuklu mezarlığını gezenler iyi bilir, mezar taşlarının üzerinde gördüğünüz her biri birbirinden güzel binlerce nefis desen ve süslemelerin dünyada başka bir benzeri daha yoktur. Buradaki Mezar taşları alır bizi Orhun Kitabelerine götürür. Anadolu’nun Orhun Kitabeleridir bu mezarlıktaki taşlar. İslam âleminin en büyük Müslüman Mezarlığı olma özelliğine de sahiptir Ahlât Selçuklu Mezarlığı. Bir milletin kültürel devamlılığının canlı şahitleridir. Bir milleti yaşatan temel değerin kültür olduğunu hatırlatır bize ve aynı zaman da kültürümüze sahip çıkmamız gerektiğini de söyler.
*
Anadolu’nun birçok şehrinde Ahlatlı ustaların eserleri çıkar karşımıza. Bu şehirlerden bir tanesi de Divriği’dir. 2016 yılında bir proje vesilesiyle Divriği Ulu Camii ve Darüşşifası’nı ziyaret etme şansımız olmuştu.1985 yılında UNESCO tarafından "Dünya Kültür Mirası" listesine alınan bu eseri incelerken Ahlatlı taş ustasının adını duyduk bize eseri tanıtan rehberden. Muğis oğlu Ahlatlı Hürrem Şah’tır bu şaheserin baş mimarı. İlk ve tek eseriymiş. Bir eser yapayım bu dünyada, o da şaheser olsun demiş herhalde. Bugün boşuna Anadolu’nun El Hamrası tabiri kullanılmıyor Divriği Ulu Camii ve Darüşşifası için. Evliya Çelebi Seyahatname’sinde "Methinde diller kısır, kalem kırıktır.” der bu Divriği mucizesi için. Ben özellikle Kuzey kısmında bulunan Cennet Kapısı’ndan bahsetmek istiyorum sizlere. Bu Cennet Kapı’nın birebir kopyası yine taş işçiliğiyle belli oranlarda küçültülerek Eynesil Yeşil Cami’ye ve Bulancak Sarayburnu Camii’ne uygulandı. Doğu Karadeniz’e yolu düşenlerin kesme taştan yapılan gelenekten geleceğe yâdigâr bu iki sanat abidesi eseri de görmelerini tavsiye ederim âcizane.
*
Peki, Cennet kapı denilen bu taç kapıyı bu kadar önemli kılan nedir? Ahlatlı Hürrem Şah ne yapmış burada? Bu kapıya Cennet Kapı denmesi, üzerine nakşedilen tüm harika ve eşsiz motiflerin cenneti tasvir etmesindendir. Kapının tamamı bir cennet bahçesine benzetilerek cennet ve cennetin katmanları anlatılmıştır. Kapı üzerinde, hayat ağacı motifleri ve sonsuzluğu ifade eden rozetler bulunmaktadır. Hayat ağacı motifi ebediyeti, ölümden sonraki ahiret hayatını ve cenneti sembolize etmektedir. Ayrıca, altında ateş yanan kazanları gösteren motiflerle, az da olsa cehennem hatırlatılmıştır. Kazan motifinin üzerinde devam eden sütunlara hiçbir motif işlenmemiştir. Bununla cehennemin boş, cennetin ise güzelliklerle dolu olduğu anlatılmak istenmiştir. Kapının kitabesi bu yapının en nadide kısımlarından biridir. Beş ana bölümden teşkil etmiş, bitkisel süslemeler içerisine yazılarak harikulade bir çerçeve içine alınmıştır. Kitabede bir ince ayrıntı dikkatimizi çeker. Kitabenin başlangıç parçasında “gül” son parçasında ise “bülbül” motifi işlenerek bu eserin yapılış gayesi dile getirilmiştir: Gül, Peygamber Efendimizi (s.a.v) bülbül ise onun Allah’a olan aşkını ifade etmektedir. Taç kapıdaki simetrik motifler birbirine benzer gibi gözükse de aslında hiçbiri diğerine benzemez. Kesret içinde vahdeti anlatır yani. Tabi gidip görmek ve yaşamak gerek.
*
Geçmişimizde taşı sanatkârane bir şekilde işleyip medeniyetimizin en güzel eserlerini verdik. Bu anlamda yeterince alt yapı ve kültürel birikime sahibiz. Tüm dünyadaki doğal taş rezervinin 40’ı bizim topraklarımızda bulunuyor.
*
Bizim taşlarımız doğal yapısıyla, doku ve desenleriyle, renkleriyle, dayanıklılığıyla dünyada emsalsiz. Maalesef bu zenginlikten sanat eseri çıkarmada yetersiz kalıyoruz. Giderek gelişen inşaat sektörünün sanat ve estetik diye bir kaygısı olmalı! Tek kaygı daha fazla üretim, daha fazla para kazanma olmamalı. Kat kat betonlar yığarak dikine gidip duruyoruz göğe doğru. Farkında değiliz ama topraktan uzaklaştıkça kendimizden uzaklaşıyoruz.
*
Ecdadımız taşı adeta bir dantel gibi işleyerek onun soğuk yüzüne kendi gönlünün sıcaklığını işlemiş, sonsuzluğun şiirini yazmıştır. Şimdi asıl üzerinde düşünmemiz gereken nokta şu: Onlar bu eserleri bıraktılar, peki biz geleceğe ne bırakıyoruz?
*
ŞİİR FALINDAN:

Sen kubbesinde ince bir mozaik arar da,
Gezersin kırk asırlık mabedin içini.
Bizi sarsar bir sülüs yazı görsek duvarda,
Bize heyecan verir bir parça yeşil çini.
(Faruk Nafiz Çamlıbel)

YORUM EKLE

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.
YORUMLAR
Sedat yalçın
Sedat yalçın - 2 hafta Önce

Bilh
Gi ve birikimletiniz genç kuşaklara ışık tutacaktır ve tuttuda

banner823

banner822