EDEBİYATIMIZDA PEYGAMBER AŞKI

Biz Türklerde Peygamberimiz Hz. Muhammed (s.a.v) efendimize olan muhabbet, aşk boyutundadır ve başka milletlerde olmayan güzelliktedir. Yeni doğan erkek çocuklarımıza isim olarak onun ismini vermişiz. Bizde en çok kullanılan isimlerdendir Mehmet. Kız çocuklarımızı da Peygamberimizin annesi, eşleri ve kızlarının isimleriyle Emine (Amine’den), Ayşe, Hatice, Fatma (Fatıma’dan), Rukiye, Ümmü Gülsüm, Zeynep diye çağırmışız. İşte bütün bunlar o Yüce Nebi’ye olan derin sevgimizdendir. Peki, niye Muhammed değil de Mehmet demişiz çocuklarımıza isim verirken. Burada da bir Türk edebi ve inceliği çıkar karşımıza. Çocuğuna karşı olur da kaba söz kullanırsa Peygamberimizin ismine karşı, onun şahsına karşı edepsizlik, hürmetsizlik olmasın diye bizim insanımız Muhammed ismini Mehemmed ve daha Türkçe bir söyleyişle Mehmet haline getirmiştir. Mehmetçik de buradan gelir. Onun için her Türk doğuştan Mehmetçik’tir. Din, devlet, vatan, millet yolunda ölürsek şehit, kalırsak gaziyiz diyor ve böyle iman ediyoruz. Askerde nöbeti ibadet, kışlayı Peygamber ocağı kabul ediyoruz. Bu bir iman ve aşk meselesidir. İslamiyet’i kabul ettiği günden beri Türk milletinin gönlünde bu iman ve aşk hep yaşamıştır. Arif Nihat Asya’ya ait şu mısralar milletimizdeki o deruni sevginin tezahürü değil de nedir?

*

Gel, ey Muhammed, bahardır...

Dudaklar ardında saklı

Âminlerimiz vardır!...

Hacdan döner gibi gel;

Mîrac'tan iner gibi gel;

Bekliyoruz yıllardır!

*

Bir nevi aşk-ı nebi edebiyatıdır bizim edebiyatımız. Bu güzel hasletimiz sayesinde edebiyat bahçemizin her köşesi Peygamber aşkıyla açan nadide çiçeklerle süslenmiştir. Sevgili Peygamberimiz (s.a.v)’i öven, onun mübarek vasıflarından bahseden, ona olan derin muhabbet, hürmet ve sadakatimizi ifade eden binlerce ‘naat’ yazılmıştır bağrı yanık şairlerimiz tarafından.

*

N’ola tacum gibi başumda götürsen daim
Kadem-i nakşını ol Hazret-i Şah-ı Rüsûl’ün
Gül-i gülzâr-ı nübüvvet o kadem sahibidür
Ahmedâ durma yüzün sür kademine o gülün

*

Okuduğunuz bu mısralar, şiirlerini Bahtî mahlasıyla yazan Osmanlı padişahı Sultan I. Ahmet’e ait. 14. padişah, 14 yaşında tahta çıkmış, 14 yıl padişahlık yapmış. Hem şair, hem de sultan… Hem devletin sultanı hem de sözün sultanı… Peygamber Efendimiz (s.a.v)’in nakş-ı kadem-i şerifinin resmini yaptırmış, altına yukarıda zikrettiğimiz kıtayı da yazarak ona olan aşk ve sadakatinden saltanat tacında, yani başının üstünde bir ömür taşımıştır. Bir milletin, yöneticisi bu kadar peygamberine âşık ve gönülden bağlı ise, şairlerini siz düşünün artık… Elbet peygamber sevdasıyla yanıp tutuşacak ve bu aşkı terennüm eden en güzel naatlarıyla divanlarını süsleyeceklerdir.

*

Hutben okunur minberi iklimi bekada
Hükmün tutulur mahkeme-i rûz-i cezada
Gülbang-ı kudümün çekilir arş-ı Hüda’da
Esma-i Şerifin anılır arz u semada
Sen Ahmed-i Mahmud-u Muhammed’sin Efendim
Hak’tan bize Sultan-ı müeyyedsin Efendim

*

mısralarının sahibi Şeyh Gâlib gibi peygamber âşığı sultan şairlerimiz de yazdıkları birbirinden güzel şiirlerle bu aşkı terennüm edeceklerdir:

*

Felekte pâdişah olsam da etmem itibâr ancak
Kapında kulluğumdur bana matlab yâ Resûlallah”

(III.Selim Han)

*

Gitmesin nâm-ı şerîfin bu dilimden dem-be-dem

Dertli gönlüme devâdır cân bulur ondan safâ

(Muhibbi)

*

Kimse sensiz bulamaz Hakk’a vusûl
Feyz-i lûtfunla olur merd-i kabûl
Rahmeten li’l-âlemînsin yâ Resûl
Elmeded ey ma’den-i nûr-i Hudâ

(Selimi)

 *

Naat geleneğimiz ilk dönem Türk İslam eserlerinden Yusuf Has Hacib’in Kutadgu Bilig adlı eseriyle (münacat kısmından sonra on beş beyitlik bir naatı mevcuttur) başlamış, Efendimiz (s.a.v)’e gönülden duyulan derin sevgi ve bağlılığın tezahürü olarak günümüz şairlerine kadar devam etmiştir. Birçok şairimizin şiir yolculuğundaki en büyük dileği sanatkârane ve âşıkane bir şekilde en güzel naatı yazabilmek olmuştur.

*

Gönül hun oldu şevkinden boyandım ya Rasülallah,

Nasıl bilmem bu nirana dayandım ya Rasülallah,

Ezel bezminde bir dinmez figandım ya Rasülallah,

Cemalinle ferahnak et ki yandım ya Rasülallah....

(Yaman Dede)

*

Böyle muhteşem mısralara imza atan şairlerimizdeki naat yazma arzusunun temel sebebi elbette Efendimiz (s.a.v)’e duyulan aşk derecesindeki muhabbettir. Bu vesileyle mahşer gününde Peygamberimiz (s.a.v)’in sancağı altında haşrolma ve onun şefaatine mazhar olabilmektir şairlerin muradı. Rasüle muhabbet ve itaat Allah’ın emri olduğu için affa mazhar olma isteği de vardır burada. Tıpkı Kaside-i Bürde şairi Ka’b Bin Zübeyr gibi Peygamber ihsanına, hatalarımızdan dolayı onun affına mazhar olabilmek… Hangi Müslüman şair arzu etmez ki bunu? Dünyada bundan daha büyük devlet mi olur insana? Kaside-i Bürde gibi bir şiirinin olması hayatının en büyük övünç kaynağıdır bir Müslüman şairin.

*

Edebiyatımızda söz sanatının zirvelerini zorlayan eşsiz güzellikte naatlarımız vardır. Hatta bu şiirlerin birçoğu bestelenerek cami ve tekke musikisinin içerisinde yer almış, bugün dahi bunları coşku ve muhabbetle söylemekteyiz. Aynı zamanda bu güzide sanat eserlerinin birçoğu hüsnü hat erbabı değerli hattatlarımız tarafından en güzel şekilde yazılarak tarih boyunca camilerimizi, tekke ve dergâhlarımızı, konaklarımızı, medreselerimizi, iş yerlerimizi, evlerimizi süslemiştir.

*

Sen gevher-i gencîne-i hikmetsin efendim
Deryâ-yı keremde dür-i kudretsin efendim”

*

Tıpkı Şeref Hanım’a ait bu mısralarda olduğu gibi biz Türkler sesimizle, rengimizle, yazımızla Peygamber (s.a.v) aşkını en güzel şekilde dile getirmişiz bu dünyada. Arkamızdan şu gök kubbeye hoş seda bırakmışız velhasıl.

*

Şairler, dertli bülbül misali şiirlerinde aşklarını dile getirirken, halkımız da bu dupduru şiirleri gözyaşları içerisinde okuyarak salavatlarla Efendimiz (s.a.v)’i yâd etmektedir. Türk şiirine, Türk musikisine biraz da bu zaviyeden bakmak gerekir. Bizim Yunus’a ait şu kıta bu necip milletin Peygamber aşkına öyle güzel tercüman olmuş ki, yedi asırdır dilden dile söylene gelmiş:

*

Bir mübarek sefer olsa da gitsem
Kâbe yollarında kumlara batsam
Hûb cemalin bir kez düşte seyretsem
Yâ Muhammed canım arzular seni

*

Edebiyatımızda Peygamber sevgisinin zirve örneklerinden birisi de Süleyman Çelebi’nin ‘Vesiletün Necat’ adlı eseridir. Yani bizim dilimizle, halk lisanıyla Mevlid-i Şerif... Bizim kültür dünyamız içerisinde farklı şairler tarafından yazılmış birçok mevlid var  ve biz bunların içerisinde en çok Süleyman Çelebi’nin Mevlid’ini sevmişiz, kendimize yakın bulmuşuz. Çünkü dili daha sade, samimi ve her şeyden önce Türkçe’dir.  Edebiyat tarihçisi Fuad Köprülü bu eser için, “Halk arasında okunmaya mahsus siyer kitaplarının en güzelini Süleyman Çelebi 812’de Bursa’da yazdı. Onun Mevlid manzumesi asırlarca halk arasında okundu, hatta bestekârlar tarafından bestelendi. Her asırda ona birçok nazire yazıldığı halde, ifadesindeki sadelik ve selâset, ilhamındaki samimilik ve tabilik, onu Türk edebiyatının bir şâheseri halinde asırlarca yaşattı.” demiştir. Süleyman Çelebi’nin Mevlid’i milletçe dilimize vird olmuş, gönlümüzdeki Peygamber aşkını dile getirmiştir:

  *

Merhaba sensin şefi-el müznibin

Ya habiballah bize imdad kıl!

Son nefeste didarın ile şad kıl

Zî-saadet zî-beşaret zî-safa!

Kim bize kıla şefaat Mustafa

(Süleyman Çelebi)

*

Bu milletin sesi olan şairlerimiz Peygamber Efendimiz (s.a.v)’e karşı gönüllerinde duydukları o derin muhabbetle şiirlerini söylemişlerdir. Bu şiirler Peygamber’e olan hiç bitmeyecek hasretin, özleyişin en samimi ve sıcak terennümleri olmuştur asırlar boyu. Öyle ki, eskiden cuma günleri büyük selatin camilerinde ve Osmanlı tekkelerinde güzel sesleri ve yorumlarıyla naathanlar naat okurlarmış ve bu bir gelenek halini almış. Bakın Necip Fazıl Kısakürek üstadın mısralarında bu milletin gönlündeki Peygamber aşkı ne güzel dile gelmiştir:

*

Ben Mecnun, O Leylam.

Hasret-i Kerbelâm,

Ateş-i incilâm,

Bâkisi hep melâm…

Esselâm, Esselâm!

*

Son sözümüz şu olsun Güllerin Efendisi (s.a.v) için: “Allahümme salli alâ seyyidinâ Muhammedin ve alâ âli seyyidina Muhammedin bi adedi ilmike.”

*

ŞİİR FALINDAN:

*

Keşke bir gölge kadar yakınında dursaydım,
O mücella çehreni izleseydim ebedi,
Sana sırılsıklam bir bakış da ben olsaydım.

(Nurullah Genç)

YORUM EKLE
YORUMLAR
Ayşegül demir
Ayşegül demir - 1 ay Önce

Duygu dolu bir yazı olmuş bafraajans ve yazarına teşekkür ederim. Böyle peygamber aşkıyla dolu şair bir milletin evladı olmakla gurur duyuyorum. Rabbim peygamber sevgisinden ayırmasın bizi.