GEÇMİŞ E-BAYRAMIMIZ MÜBAREK OLSUN

Vakit kavramının en değerlisi bayramlarda geçenidir. Vaktin ne çabuk bittiğini bayramlardan anlıyoruz. Hiç bitmese dediğimiz, bitince de çok anlamlı bir hüznün bizleri sarmaladığı vakitler. Bir an önce gelse, sonra insanlar kaynaşsa ve mutlu olsa dediğimiz vakitler. Bitince de canımızın sıkıldığı vakitler. Barış Manço’nun ”Bugün bayram erken kalkın çocuklar” şarkısındaki gibi. Çocukluğumuz gibi yani; bir an önce büyüsem de vakitlere kulaç atabilsem diyen çocuğun, birden büyümesinden sonra ah ne çabuk geçti bu çocukluğum dediği pişmanlık gibi.

Mübarek bayramların gidişi işte şu cümledeki pişmanlığımızdır;”neden iyi değerlendiremedik…”

2020 tuhaf bir giriş yaptı, inşallah normal bir şekilde çıkış yapar. Korona virüsü, meteor yağmurları dediğimiz göktaşlarının pat pat düşmesi, Avustralya’da develerin katledilmesi, tuhaf ve büyük yangınlar, ABD-Çin biyolojik savaşı, yapay zekâ, deri altına yerleştirilen çipler, mayıs ayında denize girilirken haziran’da kar yağması, neredeyse her gün dünyanın herhangi bir yerinden gelen deprem haberleri… Bu kafa karışıklığı içinde buruk geçen bir buruk bayram.

Uzakların, neredeyse her şeyden uzak durduğu bir bayram geçirdik. Bayram namazının olmadığı, o coşkuyu hissemediğimiz bir bayram yaşadık. Çocukların, yarı açık yarı kapalı gözleriyle abdest almak için tatlı tatlı uykularından uyanmadığı bir bayram oldu. Kapıların zilleri çalmadı, sokağın başından evlere kimseler dalmadı.

Teknoloji bu bayramda iyice abarttı. Cep telefonlarına takılan küçük kameralarla en uzak görüntüler en mahrem odalara girdi. Seven, sevdiğiyle elektronik cihazlardan görüntülü olarak bayramlaştı. Benim gençlik-çocukluk anılarımda şöyle bir ezgi/ilahi vardı. Onu hatırladım bu durumda:“Bayramsa bayramınız mübarek olsun”

Bu bayram zorunluluktan böyle oldu, evet. Ama ben, elektronik cihazların bizlere bu kadar iyilik(!) yapıyor olmasından şüphe duyuyorum.

Bayramlar biraz kendinizi dinlemekse, çoğunlukla karşımızdakileri dinlemek ve anlamaktır. Öyle bir ruh halidir ki bu, sanki bin yıl öncesine gider; olayın kaynağından beslenirsiniz: Dargınlık yok, küskünlük yok, dedikodu yok, gıybet yok, sadece muhabbet var. Kadim Anadolu topraklarında yeşeren kültürümüz gibi.

Neler söylense azdır, neler neler yazmak istesek de bu bayramın burukluğunu anlatamayacağız. Söz sustu.

Biz çocukken bayramlık elbisemiz yattığımız divanın tepesinde asılı, bayramlık ayakkabı divanın altında saklı olurdu. Sabahın çarçabucak olmasını istediğimiz bir başka zaman dilimi olmamıştır herhalde. Huzurla uyanır, gururla bayram namazına koşardık. Önce babamızın sonra annemizin elini öper, yer sofrasına otururduk.


Bu bayram böyle olmadı; çocuklar bayramlık giymeyedi, büyüklerin ellerini muhtemelen öpememedi, belki de komşuların şekerlerini tadamadılar.


Allah nasip ederse Kurban Bayramında çocukluğumuzda olduğu gibi kaldığımız yerden devam edeceğiz.

Geçmiş e-bayramımız mübarek olsun.

YORUM EKLE
YORUMLAR
Haşim GEYİK
Haşim GEYİK - 1 ay Önce

Vücuduna sihhat Kelam ve kalemin daim olsun kardeşim...