AYAKLARIMIZ YERE DEĞSİN

İnsan meşgul bir varlık. Gerçekten mi meşgul, bilmiyoruz. Meşguliyet, aslında bir işle zaman geçirmek demek; zamanı değerlendirmek demek. Yani zamanı geçirmek değildir meşguliyet. Artık o kadar çok işle zaman geçiriyoruz ki asıl işlerimizi unuttuk. Hatırlayalım ve hatırlanalım diye en az bir uğraşımız olmalıdır. Çünkü emek ve uğraşı bizi kendimizle tutacak, diri tutacaktır.


Elimizi çamura değsin, ayaklarımız çimende yürüsün, gözlerimiz ovada kaybolsun istiyoruz. Ama faaliyete geçemiyoruz. İstemek tek başına bir amir (emreden) değil. Bir de fiiliyata (eylem) ihtiyaç var.

Köyle ilgili hatıralarım sınırlıdır. Çocuklarımın da sınırlı da olsa köy hatıraları olsun isterim. Tüm bunları istemenin de ötesine geçirmek lazım. İşte bu nedenle zaman buldukça köye çocuklarla gitmeye gayret ederim. Çünkü yeni bir mekân yeni bir hayat demektir.

 Leyleği havada görsünler, tavuk yumurtasının sıcaklığını hissetsinler, yılkı atlarının rüzgârla yarıştığını canlı izlesinler.

Mısır püskülünden bıyık, çamurdan kamyon, söğüt kabuğundan düdük, ağaç dallarından yay, papatyalardan saçlarına taçlar yapsınlar.


İncir kabuğu tırnaklarının arasına girsin, töngel ağızlarına ekşilik versin, dut ağacındaki tırtılın çimenlere düşüşünü görsün, narın pembesi yanaklarına güzellik versin.


Nar ağacı birlik demektir, çokluk demektir. Yardımlaşma ve dayanışma demektir. Nar berekettir. Yüce Yaratan özene bezene tek tek yerleştirmiş içine taneleri. Kabuğunu da kırmızı yapmış. Nar gibi deyince aklımıza ateş geliyor. Nar rengini ateşten ve güneşten almış. İnsan her daim ateşe yakın olsun diye bence. İnsan her daim güneşe yakın olmalı diye de düşündüm. Ateşe yakın olalım ki hatalarımızı hatırlayalım, güneşe bakalım ki ter ter emeğimizi yaşayalım.


Nar ağacı bir yönüyle Nazım Hikmet’in “yaşamak bir ağaç gibi tek ve hür ve bir orman gibi kardeşçesine ”dizesini bir yönüyle de darağacına gitmiş şehitlerimizi anımsatır. Her ikisinde de milyonlarca çoğalırız. Nar taneleri gibi çoğalacağız ve önünde sonunda kardeşçe yaşayacağız.

Amcam ağabeyini yani babamı ziyarete geldi. Bir ocak Kumru’da tütüyor, bir ocak da Bafra’da... Ocaklar hep tütsün diye Nar ağacı dikmiştik köye. Tevafuk oldu, narları iki çınarla topladık. Ayaklarımız toprağa değdi. Kendimizi hatırladık, doğuşumuzu andık, toprak parçasından yaratılan insanın toprak kadar temiz ve özgür olduğunu anladık.


Ayağımız toprağa değerse bu kadar ihtirasın gereksiz olduğunu öğreneceğiz. Ayağımız toprağa değerse asıl işimizin ailemizi geçindirmek olduğunu anlayacağız. Ayağımız toprağa değerse yaratılmışların en şereflisi olan biz insanların asıl görevinin iyiliği tavsiye etmek kötülükten sakındırmaya çalışmak olduğunu dillendireceğiz.


Yeter ki ayağımız yere değsin. Yeter ki mütevazı olalım.

YORUM EKLE
YORUMLAR
Mehmet Toker
Mehmet Toker - 1 yıl Önce

Tebrikler üstadım kalemine kuvvet yüreğine sağlık...