TEHLİKENİN FARKINDA MISINIZ?

2 Nisan 2006 tarihli bir gazetenin logosunun hemen altında geniş bir bant halinde yer alan ve siyah zemin üzerine yeşil renkle tersten yazılmış soru cümlesiydi başlıkta yazdığım. Muhafazakâr siyasetin iyiden iyicene yönetimi ele geçirdiği (!) halkın özgür iradesiyle her seçimde sevinerek koşa koşa sandıklara gidip yetmez ama evet diyerek kendisini bulduğu bu halk hareketine karşı, sahip efendilerin nasıl olur da sık başlıların(!) först leydi olup da 1040 rakımlı yüksek tepelere bunların (buradaki bunların ifadesi bana ait değil, o dönemin sahiplerinin ifadesidir) hâkim olmasına karşı başlattıkları çalışma halkalarından bir halkadır. Artık bugün bu anlamsız çıkışların ne kadar gereksiz olduğu da tescillendi. Kıyafet serbestliği,herkesin eşit ve özgürce hizmet alan ve hizmet veren bir şekilde kendisini net ifade edebilmesi hiçbir şeyin temeline dinamit sokmadığını ispatlamış oldu.


Kapı önlerinde beklemeler bitti. Askerlerin yemin töreninde analar dikenli tellerin ardından protokole geçti. Üniversiteye girişte uygulanan katsayı adaletsizliği bitti, isteyen istediği üniversite gitti. Akademik hayatta saç rengine değil çalışmalara bakıldı. Ortaokul öğrencileri dahi istedikleri tür okullara gidebildi. Ortaöğretimde veliler istedikleri seçmeli dersleri seçebildi. Muhafazakâr aileler, çocukları dini eğitim alabilsin diye İmam Hatiplere akın etti. Sadece kız öğrencilerin gidebildiği Kız Anadolu Liseleri (Hayır yanılıyorsunuz, kız imam hatip değil, normal kız lisesi) halkımızın istediği doğrultusunda açılabilecek noktaya geldi.


Nihayetinde seçmen oy verdiği bir siyasi partiye, isteklerini yerine getirdikçe oy verir. Ülkenin normalleşmesi adına sevindirici gelişmeler bunlar. Bir başka seçmen tarafından söylenen tehlikenin farkında mısınız? Sorusunun cevapları bunlardır.


Bir de bizim soracağımız tehlikenin farkında mısınız? Sorusu var bugün. Bugün sormalıyız, istediğimiz bu muydu aradığımız bu muydu? Ne yapsak olmuyor, farkında mıyız?


Ödül töreninde sahneden indirilen ortaokul öğrencisi, ağzı kapatılan Sivas Cumhuriyet Üniversitesi hemşirelik bölüm birincisi, tıp okumak için Avusturya’ya giden Kartal İHL birincisi, Bafra İHL mezunu olduğu için yüksek puan aldığı halde üniversite hakkı verilmeyen ve yıllar sonra İmam Hatipli Başbakan sayesinde itfaiye memuru olan öğrenciler; haklarına kavuşan diğer Mücahitlerin dramları artık bitti.


Ancak istediklerimiz nelerdi, neler elde ettik? Rahata erdik geçmişi unuttuk. Avon katalogları en çok bizim evlere girdi. Düğünlerde halay başı olma özgürlüğü başı örtülü kızlara verildi! Okul futsal (salon futbolu) takımlarındaki başörtülü kızlarımız özgürlüğüne kavuştu! Kız voleybol takımlarımız oldu filenin sultanlarına selam durduk! Kız basketbol takımlarımız oldu, potanın perilerini dua ile yolcu ettik! Özellikle İmam Hatip Ortaokulu öğrencileri arasında yaygınlaşan Kore müzik grupları sabah akşam evlerimizden çıkmaz oldu. Çocuklar kulaklığında ezber sureleri değil Kore müziklerini dinliyor. Defterlerinde bu müzik grubu üyelerinin isimleri var, resimleri var. Birazcık resim yeteneği olan kızlar bu Korelilerin resimlerini defterlerine nakşediyor. Çocuklarımızın kitap okuma listeleri hayli kafa karıştırıcı.80 ya da 90’ların Şule Yüksel Şenler, Emine Şenlikoğlu, Yavuz Bahadır, Ahmet Günbay Yıldız gibi yazarlar gitmiş, daha çok blok yazarları ya da üniversite öğrencisi yazarlar gelmiş. Daha komiği kitabın ismi “Seni bin kez seviyorum” olan ve içinde gerçekten de bin defa seni seviyorum yazan kitaplar maalesef bu çocukların odalarına kadar girebilmiş. Mustafa Kutlu, Cahit Zarifoğlu, Mustafa Ruhi Şirin, Ömer Sayfettin, Kemalettin Tuğcu gibi yazarları biz tanımıyoruz ki çocuklarımız tanısın!


Daha vahimi de oldu tabi. Gelin kaynana programlarına, ben bilmem o belki bilir yarışmalarına, evdeyiz yemekteyiz prodüksiyonlarına en çok biz koştuk. Ekonomik özgürlüğü de tattık, işyerlerimize Fransızca kadın anlamındaki matmazel değil Fatma’zel isimleri koyduk.(Bu örnek maalesef ayni ile vakidir) Artık reklamlarda başörtülü kadınlar da var ne güzel dedik. Kadının sosyal hayatta mutlaka olması gerektiğini hep söyledik, ancak çizgimizden de taviz vermememiz gerektiğini de bilemedik! Sosyal hayat yanlış anlaşıldığından hep yanlış yerde olduk.

Son Söz; Son söz; başörtülü bir annenin birinci olan manken kızı. Daha vahimi, kızın açıklaması; ”annemin başı kapalı ama zihni açık”

Bizim kendimize ettiğimiz kötülüğü dışarıdan kimse bize etmedi, tehlikenin farkında mısınız?

Fatih TEZCE

YORUM EKLE

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

banner944

banner943