“BİR SABAH GELECEK KARDAN AYDINLIK”

Ruh dünyamızın yaptığımız işle eşleşmesi gerekiyor. Severek yapmalı; yaptığımız için sevmeliyiz. Hangi işi yaptığımız değil hangi işi nasıl yaptığımız önemlidir. Seversek yaparız.

Sevmek ucu açık bir eylem. Her eylemin, failini yeniden dirilttiğini artık biliyoruz. Hücrelerin yenilenmesi, gamzede gülücükler çıkması, çevremize tarafımızdan neşe saçılması ucu açık eylemin sonuçlarıdır. Bu sonuçları daha çok görmek isteriz.


Daha çok görmek istediğimiz çalışmalar da var ve bu çalışmaları yapabilecek insanlar da var. Henüz istediğimiz gibi bir aktör çıkmadı. Nasipten öte köy olmazmış, beklemek gerekiyor. Beklemek mühim bir iştir. Biliyoruz bir gün o da olacak.


Bir de yapabilecekken yapmayanlar var. Garip bir durum, farkındayız. Çözüm olarak çevresi ile koalisyon kurması gerekecek bu çalışma yapacakların. Yapamayacak durumda olanlardan yapmalarını beklemenin ise çözümü henüz yok! Varsa da ben bilmiyorum, öğrenmeyi de çok isterim. Öğrenmek de ucu açık bir eylem.


Hepimize emanet edilen görevlerin yerine getirilmesi esnasında bizim de fiziken orada olmamız şart değildir. Her fotoğrafta, her platformda, her mikrofonda illâ bizim olmamız gerekmiyor. Dilimizi açsın gönlümüzü ferahlatsın diye kendimizi paylaşacağımız, güveneceğimiz, dostlarımız vardır elbet. Görev bilinci ve çalışma ahlakı çerçevesinde yapacağımız planlı ve anlamlı çalışmalar gün içinde hem bizi rahatlatır hem de karşıdakilere mahcup olmamızı engeller. Görevimiz kendimizi saklamak mı, yoksa kendimizi çoğaltıp mekânlarımızın ışıklarını yakmak mı?


Yapabilecekken yapamayanlar ise mazlum olanlarımızdır. Kusursuz hatasız mübarek insanlarımızdır, demiyorum. Bir çaba için kafa yorarlar, gece ve gündüzlerini dolu dolu geçirirler. Sabah ezanıyla başlayan yolculuklarında kişisel hataları dışında davasına zarar ve kötü söz gelmemesi işin sürekli dua ve çalışma içindedirler.


Hem yapamayacak olanlar hem de yapmayanlar ise sistem çarkını döndürenlerdir. Sistem dönüyor, çark dönüyor, insan dönüyor ne güzel! Ucu açık olmayan eylem ise dönmektir! Güneş, Ay ve Dünya’nın dönüşü güzel dönüşlerdir. Bu dönüşler olmasa yağmur yağmaz, güneş çıkmaz, bahar olmaz. İnsanın dönüşü de keşke baharla nihayete erebilse.


Hem yapması muhtemel olmayanlar hem yapma ihtimali hiç olmayanlar, yapacak bilgi beceri donanımı olmayanlar hem de yapmak gibi bir derdi olmayanlar ise şampiyonlarımızdır! İşte burası çengel bulmacamız. Sağdan, yandan, alttan, üstten nerden başlarsa başlasın boşlukların doldurulma ihtimali sıfırdır. Boşlukları doldurup ortaya değil cümle, bir kelime bile çıkaracak bilgileri hiç yoktur. Aradaki boşluklar sırıtır, cümleler yalın kalır, anlamsız kelimeler türer. Öğle arası bilgisayar başından insanları izlemek disiplin değil, acziyettir.

Örnekleri çoğaltabiliriz. Hem yapmayan, hem yapamayan, hem de yapamayacak olanlarla zaman kaybetmek mi mekruh, yoksa işini iyi yapanların sigara içmesi mi? Elbette her ikisi de.


Yakınlarda bir dostumuz anlatmıştı. Severek hazırlandığımız kültür sanat etkinliği için resmî bir kuruma başvurduk. Derdimizi anlattık, evrakı hazırladık. Mekâna gittik, mekânı gördük. Sahne, ses sistemi, ortam, ışık gibi aradığımız tüm özellikler iyi. Nasıl olsa bizim gözüyle bakıyoruz mekâna. Günlerce çalıştık çabaladık, yorulduk, birçok resmî prosedürü tamamladık. Ciddi anlamda sponsor geliri ile yapacağımız faaliyetin her şeyini tamamladık. Sadece daha önce gidip gördüğümüz beğendiğimiz ve nasıl olsa alırız havasında olduğumuz mekânı ayarlamak kaldı geriye. Bu yazıyı yazma sebebimiz de işte burasıdır: Neticede salonu alamadık!


Buradan 28 Şubat’ın karanlık gündüzlerine dönelim. İlahiyat okumaya Çorum’a gittiğimde sene 1995’ti. O zamanlar volkmenler moda. İki tane büyük pille çalışan koca siyah bir plastiği belimizde taşıyoruz. Kulağımızda da “yeşil pop” diye bilinen İslami müzik. Ömer Karaoğlu, Eşref Ziya Terzi, Abdülbaki Kömür bu müziğin öncüleriydi. Sonradan bayağı tuttu. Özü gitti eleştirilerine de maruz kalsa da hala saftır, candır, bizim müziğimizdir. O dönem hedeflerimizi vardı bizim insanlığa adanma adına ve bir de dışarıda yağan karlara bakarken bir de kulağımızda bu ezgi;”Bir sabah gelecek kardan aydınlık”.


Uzunca anlatmaya gerek yok. Yaşamak anlatmaktır. O dönemi yaşadı bizim nesil şimdi de anlatıyor. Hülasa; Çorum’da Ulu Camii’nde, karşısında bulunan Şehir Pastanesi’nde, Gazi Caddesi’nde tanıdık biz 28 Şubat’ı. Bu sokaklar büyüttü bizi. Biz bu şehirlerle büyüdük.

Ve şimdi de döndük soruyoruz; biz herkese sahip çıktık da acaba“kendimize” sahip çıktık mı?


 

YORUM EKLE

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

banner823

banner822