HÜZNÜN MEVSİMİ SONBAHAR

Recep Şen

18-10-2018 12:49

Masamın üzerinde, içimden geçen duygu ve düşünceleri yazıya döktüğüm defterimle, birçok sırrı paylaştığımız vefakâr dolma kalemim beni bekliyor . Çayımdan keyifle bir yudum içtikten sonra onları daha fazla bekletmeden defterimden temiz bir sayfa açıp bismillah diyerek bu haftaki yazımı yazmaya koyuluyorum.

Hüznün sarısının doğayı tamamen hakimiyeti altına aldığı şu günlerde iyiden iyiye sonbaharı hisseder olduk. Serin esen rüzgârlarla birlikte soğuk hava da yavaş yavaş kendini göstermeye başladı. Yani kış, geliyorum hazırlığınızı tamamlayın diyor. Artık geceleri balkonda oturup çay keyfi yapmak mümkün değil. Doğadaki bu değişim haliyle düşüncelerimizi, davranışlarımızı, duygu dünyamızı da etkiliyor.

Güz mevsimiyle birlikte sararan yapraklar bir zamanlar tomurcuk açıp yeşillendikleri, sıkı sıkıya bağlı oldukları dallarından nazlı nazlı dans ederek rüzgârın önünde uçuşmaya başlıyor ve toprakla buluşuyorlar. Belki de vuslatın sevinciyle böyle ahenkle dans edip toprağa kendilerini bırakıyorlardır, kim bilir? Demek ki, bağlanmamak lazım dünyaya. Nihayetinde, daldaki yaprak misali biz de kiracıyız burada. Hiçbir şey kalıcı değil, biz de değiliz. Kısa bir süre bu servi ağacının altında dinlenip yola revan olacağız. Bu kısacık mola süresince geriye hayırlı eserler bırakabiliyorsak ne mutlu bize.

Çayımı yudumlarken evimizin bahçesindeki ağaç bana kısa bir süreliğine veda edeceğini, ilkbaharda biiznillah coşku ile dirilip tekrar döneceğini haber veriyor. Kulağıma şu cümleyi fısıldıyor:” Bak, zaman ne tez geçiyor değil mi?” Ona her bakışımda, karaladığım kırık dökük mısralardan utanıyorum. Rabbimin yazdığı yazı onda çünkü! Gerçek şiir onda! Okumasını bilemedim, utanıyorum onu her gördüğümde. İçim burkuluyor onunla her sohbetimde. Teşekkürler bahçemdeki dost, bana O’nu hatırlattığın için. Onu seyrederken çok uzaklara dalıyor gözlerim, kırklı yaşlarıma gelene kadar ki hayatım bir film şeridi gibi gözlerimin önünden geçiyor. Bir hüzün kaplıyor ruhumu. Anılar düşüyor yâdıma birer birer. Ve ardından bulundukları mekânı varlıklarıyla şereflendiren âşina yüzler…

Ne de olsa güz çocuklarıyız biz. Hasretler, sevdalar, ayrılıklar, yıkılmış hayaller, ebediyete uğurladığımız sevdiklerimiz teker teker gözümün önünden canlanarak film şeridi gibi akıyor. Çocukluk, gençlik ve orta yaşlılık dönemleri… Hatasıyla, sevabıyla fırtınalı geçen gençlik yıllarından sonra kırklı yaşlar. Mücadeleler, koşturmacalar, sevdalar, hayaller, idealler, ümitler… Hayat macerası içinde bugüne geldiğimde şunu farkettim: Daha çok dünyalık adına, hep para kazandırmayan işlerin peşinde koşmuşum. Etrafımızdakiler ev, araba, mağaza, yazlık sahibi olmuşlar. Biz bu anlamda sınıfta kaldık diyebilirim. Sıddık Akbayır: "Edebiyat karın doyurmaz çay içirir." diyor ya, bizim düştüğümüz durumda buna benziyor sanki. Olsun, böyle para kazandırmayan işlere can kurban! Pişman değilim. Kalem, kağıt, kitap ile oldu hep işimiz…

Her yaşın bir güzelliği var elbette. Hayatı anlamlı bir şekilde doya doya yaşamak aslolan. Sonuç, hayat sevmesini bilenlere, hayallerini diri tutanlara her yaşta güzel bence. Şükürler olsun Rabbimize! Bana, ey dost sen de hazır ol diyor bahçemdeki ağaç. Hakkı var tabi. Rabbim hakkımızda hayırlısını nasip etsin, bizi sevdikleriyle beraber etsin iki cihanda.

Bize bir finali haber veriyor güz mevsimi. Başlayan her şeyin bir sonu var. İnsan da öyle dostlarım. Yalnız bizi bekleyen final, son değil. Bu final yeni bir başlangıç. Ebedi hayata yeniden doğuş. Bu anlamda bizim medeniyetimizde ölüm yokluk, kaybediş gibi algılanmaz. Öyle korkulacak bir şey de değildir. Ebedi hayata başlangıç, geçiş olarak görülür. Bir odadan diğer odaya geçiş gibi. Mü'min için Allah’a (c.c.) vuslattır. Rasülüllah (s.a.v) ile buluşma, sevdiklerimize kavuşmadır. Bizim medeniyetimizin ölüm telakkisini Üstad Necip Fazıl ne güzel anlatır dizelerinde:


Ölüm güzel şey, budur perde ardından haber,
Hiç güzel olmasaydı ölür müydü Peygamber?
Öleceğiz müjdeler olsun, müjdeler olsun,
Ölümü de öldüren Rabbe secdeler olsun!”

Sonbahar mevsimi özlemlerin, umutların, heyecanların ve vuslatın mevsimidir. Âşıkların, şâirlerin mevsimidir. En çok bu mevsimi sever şâirler ve âşıklar. En güzel mısralarını bu mevsimden ilham alarak dile getirirler. O ayrılık, vuslat şiirleri hep bu mevsimden mülhem olarak ortaya çıkmıştır. Diğer mevsimlerde bu hüznü bulamazsınız. Sonbaharın kendisine eski hatıraları çağrıştırdığını söyleyen ve bunu dizelerinde ustalıkla işleyen Ahmet Hamdi Tanpınar’ı dinleyelim isterseniz:


HATIRALAR
Bilmem ki hâtıralar,
Ne istersiniz benden,
Gelir gelmez sonbahar?
Bu kanat çırpış neden?
Cama vuracak ne var,
Ey eski hâtıralar!
Sanmayın güller açar,
Bülbül değildir öten;
Bu rüzgâr başka rüzgâr.

Ne istersiniz benden,
Bilmem ki hâtıralar,
Gelir gelmez sonbahar?

Dıştan içe doğru yolculuk vardır sonbaharda. Gönül yolculuğu... Hüznün adı altın sarısı harflerle onda yazılıdır. Öyle ilkbahar ve yazdaki gibi her şey gülük gülistanlık değildir bu yolculukta. Hasret, meşakkat, sevgiliden ayrılığın acısı vardır. Aşk da bu ayrılığın, kavuşamamanın acısıdır zaten. Gecenin sabaha varmak için çektiği sancıya benzer, yeniden doğuşun sancısı. Şiirin oluş hikâyesi de böyledir. Gerçek şiir, gönül adamı şâirin gönlünde yazılır önce, daha sonradan biz okuyalım diye kâğıda dökülür. Bu anlamda her sonbahar yeni bir şiire gebedir. Duygu yağmurları ılık güz rüzgârlarıyla gönül toprağına bu mevsimde yağar.

Göç ve yolculuk vaktidir sonbahar mevsimi. Bu mevsimle birlikte göçmen kuşların sıcak diyarlara yolculuğa çıkması gibi şâirler de gönüllerine doğru yolculuğa çıkarlar. Ayrılığın ateşiyle yanan âşık sonbaharın rengine boyanmıştır. Nefesleri sonbahar rüzgârı gibidir onların. Kelimeler güz sarısındadır mısralarında. Sonbaharı görüp de yüzünü buruşturanları sevmez şâirler ve âşıklar. O yüzden “Melâli anlamayan nesle âşina değiliz.” der Ahmet Haşim.

Dostlar, kalbi olanın hüznü de vardır. Kim ne derse desin sonbahar başkadır. Sonbaharda aşk başkadır.

ŞİİR SANDIĞINDAN:
“Gül ile sümbülü sanki hâr almış,
Süleyman tahtını siyah mâr almış,
Zevk u şevk ehlini âh u zâr almış,
Gama tebdil olmuş ülfetin çağı.”
(Zihnî)
(KELİMELER:Hâr:Diken,Mâr:Yılan)

DİĞER YAZILARI BENİM SADIK YÂRİM 01-01-1970 03:00 HAKİKATE ÂŞIK OLMAK 01-01-1970 03:00 ŞEHİR VE İNSAN 01-01-1970 03:00 HEP GÜLSÜN ÇOCUKLARIMIZ 01-01-1970 03:00 EDEBİYATIMIZDA PEYGAMBER AŞKI 01-01-1970 03:00 GENÇLERLE HASBİHAL 01-01-1970 03:00 EVİMİZ DÜNYADAKİ CENNETİMİZ 01-01-1970 03:00 TÜYAP KİTAP FUARI'NIN ARDINDAN 01-01-1970 03:00 YOLCUYUZ-BU ÂLEMDE 01-01-1970 03:00 KADİM DOSTLARIMIZIN YALNIZLIĞI 01-01-1970 03:00 CAN İSTANBUL YÂR İSTANBUL 01-01-1970 03:00 SEYAHAT GİBİSİ VAR MI? 01-01-1970 03:00 EYVAH ÇOCUĞUM KİTAP OKUMUYOR 01-01-1970 03:00 BİR PAZAR YAZISI 01-01-1970 03:00 BİLMEK, BULMAK, OLMAK 01-01-1970 03:00 HOŞ GELDİN EYLÜL 01-01-1970 03:00 BAFRA'DA YAŞAMAK 01-01-1970 03:00 FATİH BABA 01-01-1970 03:00 KENDİ MUHASEBEMİZİ YAPABİLMEK 01-01-1970 03:00 NEŞÂTİ'NİN GÖNÜL DÜNYASINA YOLCULUK 01-01-1970 03:00 ŞİRAZLI SADİDEN ÜÇ HİKÂYE 01-01-1970 03:00 TAŞA NAKŞEDİLEN ŞİİR 01-01-1970 03:00 ÇOCUKLUĞUMUZUN RAMAZANLARI 01-01-1970 03:00 KALBİNİN SESİNE KULAK VER 01-01-1970 03:00 NE KADAR KİTAP DOSTUYUZ? 01-01-1970 03:00 BİR ÇİNİ PARÇASI DEYİP GEÇME 01-01-1970 03:00 BİRAZ HUZUR 01-01-1970 03:00 BİR ÖĞRETMEN HİKAYESİ 01-01-1970 03:00 SULTAN ŞAİR MUHİBBİ 01-01-1970 03:00 GENÇLERE VE YÜREĞİ GENÇ KALANLARA 01-01-1970 03:00 BU KERVANSARAYA GELEN OLDU HEP REVAN 01-01-1970 03:00 ŞİİRLERDE BUL BENİ 01-01-1970 03:00 KARANLIKTA FİL TARİFİ 01-01-1970 03:00 POPÜLER KÜLTÜR HER ŞEY MİDİR YANİ? 01-01-1970 03:00 KES ŞU KOLUMU KOMUTANIM 01-01-1970 03:00 SIR 01-01-1970 03:00 AKİF'İ ANLAMAK 01-01-1970 03:00 MEKÂN, İNSAN VE GÖNÜL 01-01-1970 03:00 HAYAT SINAVI 01-01-1970 03:00 TARİH BİZE NE SÖYLER 01-01-1970 03:00 GÜL KURUTTUM GÜL KURUTTUM 01-01-1970 03:00 EDEP İLLAKİ EDEP 01-01-1970 03:00 KIYMETLİ NESNEDÜR AŞK 01-01-1970 03:00 ÂHİLİK: MADDENİN MÂNÂYA HİZMETİ 01-01-1970 03:00 FERMAN-I AŞKA CAN İLEDÜR İNKIYADUMUZ 01-01-1970 03:00