PİYASALAR
DOLAR
1,7975
EURO
2,3675
IMKB
62.336
HAVA DURUMU
Ankara 10 / 26 °C
İstanbul 15 / 20 °C
İzmir 12 / 22 °C
Samsun 14 / 19 °C
FOTO GALERİ
NAMAZ VAKİTLERİ
BURÇLAR
Burcunuzu seçin, günlük falınızı okuyun
Sağlık Danışmanı
Şikayetim Var
Karakter boyutu : 12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto
Ak Parti'li Kılıç'tan Muhalefete Eleştiri
Ak Parti Grup Başkanvekili Suat Kılıç: "Maalesef Türkiye'de Çatışmacı Ortamdan Beslenen Chp Ve Mhp Muhalefetinin Varlığı, Ülkede Sıra Dışı Bir Huzursuzluk Var Görüntüsü Oluşturmaya Odaklanmıştır"
29 Aralık 2009 / 22:43

SAMSUN (İHA) - AK Parti Grup Başkanvekili Suat Kılıç, "Maalesef Türkiye'de çatışmacı ortamdan beslenen CHP ve MHP muhalefetinin varlığı, ülkede sıra dışı bir huzursuzluk var görüntüsü oluşturmaya odaklanmıştır" dedi.

 

Samsun'da basın mensuplarıyla kahvaltıda bir araya gelen AK Parti Grup Başkanvekili ve Samsun Milletvekili Suat Kılıç, gündeme ilişkin açıklamalarda bulundu. Yaptığı açıklamalarda özellikle CHP ve MHP'yi eleştiren Suat Kılıç, demokratik açılım süreci, Bülent Arınç'a suikast girişimi, istifalar, eczacıların eylemi ve Tekel işçilerinin eylemlerini değerlendirdi. Türkiye'de muhalefet partilerinin ülkeyi bir kargaşa ortamına sürüklemenin peşinde olduklarını belirten AK Parti Grup Başkanvekili Suat Kılıç, "Türkiye gerçekten son aylarda çok önemli bir sürecin içinden geçiyor. Muhalefet her ne kadar Türkiye'de kaotik ortam var görüntüsü oluşturmaya çalışsa da Türkiye'de yaşanan şey bir hukuk devleti olma yolunda bütün kurumların kendi arka planına bir göz atma çabasından ibaret görünmeli ve değerlendirmelidir. Anayasamızın 2. maddesinde Türkiye Devleti'nin nitelikleri sayılmaktadır, 'Türkiye Cumhuriyeti demokratik, laik ve sosyal hukuk devletidir'. Bunlardan birini diğerine tercih edebilmek mümkün değildir, ne demokrasi adına laiklikten ne laiklik adına demokrasiden vazgeçemeyiz. Ne sosyal devlet adına hukuk devletinden ne hukuk devleti adına sosyal devletten vazgeçmemiz mümkün değildir. 4 ayak üstüne bu ülke oturuyor. AK Parti iktidarı işe başladığı ilk günden bu yana demokrasi anlayışını tavizsiz bir şekilde güçlendirme iradesini ortaya koymuştur. AK Parti iktidarı laiklik prensibini, Türkiye'de bütün inanışları, sosyal ve siyasal görüşleri, toplumsal bakışları, ideolojileri bir yapıştırıcı görevi ile bir arada tutan çok asli bir unsur olarak değerlendirmiş, laiklik ilkesini de toplumun katmanları tarafından içselleştirilmesi gereken bir prensip olduğu kanaatini her zeminde seslendirmiştir. Türkiye'nin sosyal gerekleri yerine getirmesi gereken bir sosyal devlet olduğu ilkesinden taviz vermemiş, yine hukukun üstünlüğünün, yargı bağımsızlığının, bütün kurum ve kurallarıyla işletilmesi gereken bir hukuk devleti anlayışından da sapmamamız gerektiği prensibinin altını özenle çizmiştir. Son aylarda Türkiye'de yaşanmakta olan belli tartışmalara dikkat kesildiğimizde Türkiye'nin demokrasisine sahip çıkması iradesiyle hareket ettiği görülecektir. Türkiye'nin aynı zeminde hukukun üstünlüğüne sahip çıkma iradesini de sağlam bir duruşla perçinlediği desteklemekte olduğu aynı zeminde görülecektir. Son zamanlarda toplumda, kamuoyunda, medyada, sivil toplum örgütlerinde ve toplumun değişik kesimlerinde tartışılan pek çok demokrasiye müdahale planını hepimiz duyduk. Bir hukuk devletinde olması gereken nedir, demokrasiye müdahale planları, kafesler kimler tarafından geliştiriliyor olursa olsun, kurumlar hukukun dışına çıkan şahısları bünyelerinde barındırmayacak, mutlaka yargının önüne çıkartıp adaletin tecelli etmesini sağlayacaktır. Hukuk devletinde olması gereken budur, Türkiye'de olan da budur. Yargı sürecinde görülmekte olan bütün davalarda, bütün kurumlarda hukukun dışına çıkan personelin varlığı halinde gereğini yapmak üzere yargı işinin başındadır, görevini yapmaktadır. Bu çerçevede yaşanan tartışmaları Türkiye'nin muhalefetinin farklı zeminlere taşıma iradesini kınıyor ve ayıplıyoruz" diye konuştu.

 

"HİÇ BİR KURUMUN YEDEĞİ SÖZ KONUSU DEĞİLDİR"

Türkiye'de muhalefet partilerinin bir kargaşa ortamı oluşturmanın, bir siyasi belirsizlik ortamına Türkiye'yi sürüklemenin sorumsuzluğu ile hareket ettiğini ileri süren Suat Kılıç, "Bir iktidar partisi milletvekili olarak muhalefetin tutum ve davranışlarını eleştirmeyi siyasetin gerekleri açısından çok lüzumlu bulmam. Bir iktidar partisi sözcüsü olarak bugün açısından Türkiye'de en tavizsiz yapılması gereken şey, demokrasiye, hukuka ve hukukun üstünlüğüne sahip çıkmaktır. Hukukun üstünlüğüne ve demokrasiye sahip çıkacağımız yerde bu noktada sorumsuz bir tavır benimseyen muhalefet partilerini eleştirmek ve tutumlarını onaylamadığımızı bildirmek en doğal hakkımız olarak görülmelidir. Demokratik açılım sürecinde ve Türkiye'de bağımsız bir çerçevede devam etmekte olan yargılamalar sürecinde siyasal iktidarın devletin birliğine, kurumların kuvvetler ayrılığı çerçevesindeki çalışma disiplinine yönelik asimetrik bir müdahalesi söz konusu değildir. Türkiye'de hepimizin bilmesi gereken realite şudur: Bu ülkede bir tane Cumhurbaşkanı ve bir tane Cumhurbaşkanlığı makamı var, ikincisi yok. Bu ülkede bir tane Başbakan ve bir tane Başbakanlık makamı var, ikincisi yok. Türkiye'de bir tane TBMM var, ikincisi yok. Türkiye'de bir tane Silahlı Kuvvetler var, yedeği yok. Türkiye'nin Polis Teşkilatı var, yedeği yok. Dolayısıyla kurumlar ve kurumların başında bulunanlar için konuşurken herkesin ince eleyip sık dokuması kaçınılmaz zarurettir. Hiç bir kurumun yedeği söz konusu değildir. Bütün kurumlar elbette ki kendi içlerinde hukukun sınırlarını aşan isimler varsa, bunları ayıklayıp yargının önüne çıkartma hassasiyetini ortaya koyacaktır. Bütün bu olayları değerlendirirken bizlerin yapması gereken kişilerden, şahıslardan hareketle kurumları yıpratmamaktır, yok etmemektir, duyulan güveni sarsmamaktır. Aksi takdirde bu gün Türkiye'de CHP ve MHP muhalefet anlayışının düştfün kurum ve kurallarıyla işlüğü hataya düşmüş oluruz. Nedir CHP ve MHP muhalefet anlayışının bugün Türkiye'de dramatik bir şekilde yapmaya çalıştığı yanlış? Muhalefet, kurumları çatıştırmaya ve çatışma görüntüsü üzerinden kendi siyasetini beslemeye çalışıyor. Hükümet ve yargıyı, hükümet ve askeri, yürütme ile emniyet birimlerini, kendi içinde istihbarat birimlerini karşı karşıyaymış gibi bir görüntü içine taşımanın Türkiye Cumhuriyeti'ne ve Türk milletine sağlayacağı hiçbir fayda yoktur. Kurumlar arasında çatışma olmadığı halde çatışma var görüntüsü oluşturmanın muhalefetin oy beklentilerine, puan beklentilerine, büyüme beklentilerine sağlayacağı olumlu bir katkı asla söz konusu değildir. Bugün Türkiye'de kurumlar arasında her zaman olduğundan çok daha iyi düzeyde bir uyum, ahenk ve işbirliği vardır. Sayın Başbakan, Sayın Genelkurmay Başkanı ile perşembe günü bir araya geldi, cumartesi günü bir araya gelebildi, bugün Milli Güvenlik Kurulu Toplantısı var. Konuşulan konular Türkiye'nin iç güvenlik meseleleri, Türkiye'nin dış güvenlik meseleleri. Bir Başbakan ile Bir Genelkurmay Başkanı'nı ve Kara Kuvvetleri Komutanı'nın konuşması gereken şeyler. Diğer taraftan yargı süreçleri, Anayasamızın vazgeçilmez prensibi kuvvetler ayrılığı prensibidir. Bu topraklarda yasama, yürütme ve yargı erki bir birinden kesin ve net hatlarla ayrılmıştır. Anayasa'da tanımını bulan bir diğer prensip var: Hiçbir kişi ve organ kaynağı Anayasa'da belirtilmeyen bir yetkiyi kullanamaz. Buna hükümet, TBMM, yargı ve mahkemeler, asker ve poliste dahildir. Dolayısıyla bu gün Türkiye'de yaşanmakta olan ve hukuk boyutu bulanan sorulara bakıldığı zaman şu görülecektir, hangi kurumun içinde olursa olsun, ne adına hareket ediyor olursa olsun hukukun sınırları dışına çıkan kişi ya da kişiler varsa yargı bunun gereğini yapacaktır. Bu tablo hiçbir şekilde yürütmenin kendi içinde uyumsuzluğunun delili olamaz, işareti olamaz. Devletin tepesinde tam bir uyum vardır, kurumlar arasında hiçbir şekilde çatışma söz konusu değildir" şeklinde konuştu.

 

"Maalesef Türkiye'de çatışmacı ortamdan beslenen CHP ve MHP muhalefetinin varlığı, ülkede sıra dışı bir huzursuzluk var görüntüsü oluşturmaya odaklanmıştır" diyen Kılıç, "Hiçbir seçim başarısı Türkiye Cumhuriyeti'nin devleti ve milleti ile bölünmez bütünlük ortamındaki huzur atmosferinden daha değerli olamaz. Halk adına siyaset yaptığını söyleyen CHP'ye ve millet adına siyaset yaptığını söyleyen MHP'ye bu anlamda bir kere daha bir sorumluluk duygusuyla seslenmek istiyoruz. Milletin bu gün her zaman

olduğundan daha fazla huzura, hukuka ve demokrasiye ihtiyacı var. Ürettikleri söylem husumet içeren, hamaset ve hakaret içeren bir söylemdir. Her iki siyasi partimizi de bu söylemlerinden uzak durmaya, millet ve devlet hayatının esenliği adına davet ediyorum. Türkiye'de olmayan bir çatışmacı ortamı var gibi göstermenin milletimize ve devletimize her hangi bir fayda sağlamayacağının altını özenle çizme ihtiyacını hissediyorum. Türkiye'de bir çatışma değil, Türkiye'de belki bir yanlışlardan arınma süreci vardır. Bu sürece iktidarı ve muhalefeti ile seçilmişleri ve atanmışlarıyla bütün kurumların sıra dışı olağan üstü bir destek sağlaması zaruret olarak ön plana çıkmış durumdadır. Bu uyum ortamında Türkiye'nin çok daha büyük dinamiklerini harekete geçirebilmesi ve Türkiye'nin kalkınma hamlesinin gündelik rutin tartışmalarla engellenmemesidir. Bu noktada muhalefet partilerine düşen önemli görevler, en az iktidar kadar sorumluluk sahibi olmalarını göstermektedir. Türkiye'de kurumları çatıştırmaya çalışmayın, kurumlar arasında çatışma görüntüsü varmışçasına sorunlar oluşturmaya çalışmayın, Türkiye'nin ekonomisini, tarımını, sağlığını, eğitimini konuşalım ama yargının içine elimizi ayağımızı sokmayalım, askerin, polisin, emniyetin istihbaratın içerisine siyasal görüşlerimizi taşımayalım, devlet hayatının uyum atmosferini bozma yönünde sorumsuz davranışlar içerisinde olmayalım" dedi.

 

BÜLENT ARINÇ'A SUİKAST İDDİALARI

Muhalefetin hükümet ile Silahlı Kuvvetler arasında bir güven bunalımı oluşturma çabasında olduğunu belirten Samsun Milletvekili Suat Kılıç, şunları söyledi:  "Hükümet, Türk Silahlı Kuvvetleri'nin bir Başbakan Yardımcısı'na suikast hazırlığı içersinde olduğunu düşünmemektedir. Eğer Silahlı Kuvvetlerin personeli olan kişilerin tasarladığı bir takım yanlış eylemler varsa, zaten söylediğimiz şudur, bireylerin yanlışları kurumların ortak sorumluluğu olarak değerlendirilmemelidir, kurumlara mal edilmemelidir. Başından beri Sayın Baykal ve onun gibi kısır çatışmacı siyasetten beslenenlerin yaptığı şudur: Bir kere kendileri 2 seneden bu yana Silivri'de görülen

Ergenekon duruşmalarına milletvekillerini göndermek suretiyle yargıyı siyasallaştırma, hakimleri ve savcıları baskı altına alma çabasını vermekteler. Hükümetin TSK ile ilgili bir suçlaması olmadığı halde, hükümetin söylemediği cümleleri hükümete mal etmek suretiyle hükümet ile silahlı kuvvetler arasında bir güven bunalımı oluşturmanın çabasını ve kaygısını gütmektedir. Sayın Baykal yaşındaki bir siyasetçinin şunu bilmesi gerektiğinden hareket ediyoruz: Türkiye'de 12 Eylül öncesini, 12 Mart öncesini, 27 Mayıs öncesini en iyi kendisi bilir. Türkiye'de çatışmaların hayata egemen olduğu, siyasetin kaotik bir ortama sürüklendiği dönemlerde maalesef milletimizin devletimizin hayrına olan adımlar atılamamıştır. Sayın Baykal ve onun gibiler kavgadan, gözyaşından, çatışmadan, kurumların kavgasından ve kaotik ortamdan besleniyor, kendisine bu yaklaşımları yakıştıramıyoruz."

 

İŞBAŞARAN'IN İSTİFASI

Trafik polisleri ile tartışan Milletvekili Feyzi İşbaşaran'ın istifası ile ilgili açıklamalarda bulunan Suat Kılıç, "Siyasi partiler sıradan dernekler ya da vakıflar statüsünde değildir. Siyasi partiler önemli kurumsal varlıklardır. AK Parti'de bir kurumsal varlıktır. Kendi üyelerinin kendi programlarına ve kurumsal felsefi yaklaşımlarına paralel düşmeyen davranışlarını elbette sorgulayacaktır. Bir milletvekilimizin sokaktaki çevirme esnasında görevi başındaki trafik polisleri ile girdiği tartışma, bu tartışmada yaşanan, sarf edilen sözler dikkate alındığında, AK Parti'nin bu çerçeveyi onaylamayacağı kanaatine vardık ve milletvekilimizi kesin ihraç talebiyle müşterek disiplin kuruluna sevk etmeye karar verdik. O andan itibaren milletvekili partinin hiçbir faaliyetine katılamaz. Kendi programımıza ve kendi ilkelerimize, Türkiye'de ki etik kurallara ve siyasi partilerde uyulması gereken hukuksal ve ilkesel yaklaşımlara paralel düşmeyen bir milletvekili davranışlarını dışarıya çıkarma kanaati bizde hasıl oldu. Elbette ki bütün kurumlar açısında gerektiğinde aynı davranışları sergilemek, diğer siyasi partiler açısından da gerektiğinde zaruret haline gelebilir. Milletvekilimizin ilk yaşadığı hadiseden sonra çevirme sırasında, 'Şurada burada herkesin polisle benzer diyalogları olabilir, bunu bu kadar büyütmeye gerek var mıydı?' şeklinde kendisiyle bir konuşmamız oldu ama o sırada milletvekilimiz ile polis arasında yaşanan diyalogların detayı hakkında yeterli bilgiye sahip değildik. Kamera kayıtları ortaya çıkınca bunun bir milletvekili ile bir polis arasında yaşanması her zeminde muhtemel rutin bir diyalogdan ibaret olmadığı görüldü. Dolayısıyla milletvekilinin ifade ettiği türden bizim bir hikayemiz yok" dedi.

 

KONYA, TOKAT VE TRABZON İSTİFALARI

Konya, Tokat ve Trabzon'da il başkanları ve il yönetim kurullarının istifalarının sebebini anlatan Kılıç, şunları kaydetti: "Siyasi partilerde kurumsal kimliğin gereği uyum ve ahenk çok önemli. Uyumlu olmayan uzuvlar noktasında partinin genel merkezinin gerektiğinde takdir yetkisini kullanma haklı saklıdır. 81 vilayette ve öncesinde ilçelerimizin tamamında kongrelerimizi tamamladık. Yeni seçilen il başkanları ve il yönetimleri ile birlikte yol alma sürecinin içerisinde olduk. Sayın Başbakanımızın son haftalarda bu illere yönelik ziyaretleri oldu. Muhtemeldir ki, illerdeki siyasal faaliyetler beklenen düzeyde, arzu edilenseviyede oluşamamış olduğundan dolayı arkadaşlarımızın istifaları istenmiştir. Burada il başkanlarımız tarafından reysen gündeme gelen istifalar yoktur. Genel merkez tarafından kendilerine uyum ve işbirliği noktasında öneriler götürülmüştür ve kendileri bu önerileri değerlendirmiştir. Konya, Tokat ve Trabzon'daki il başkanlarımızın ve yönetim kurullarının istifa dilekçelerine bakıldığı zaman şu görülecektir, 'Genel merkezin siyaseti ilimizde daha rahat yönetebilmesi, yürütebilmesi adına AK Parti'de mevcut görevlerimizden istifa ediyoruz, partimiz ve genel başkanımızla birlikte siyaset yolculuğumuzu sürdürme irademizi de koruyoruz'. Böylesine bir yaklaşım bizden önce hiç bir siyasi partide görülmemiş bir çerçevede yaklaşımdır."

 

"TEB HÜKÜMETE KARŞI MUHALEFET TAVRIYLA HAREKET EDİYOR"

Türk Eczacılar Birliği'ni (TEB) destekleyen eczacıların neyi desteklediklerini bir kere daha düşünmelerini isteyen Kılıç, "AK parti iktidara gelinceye kadar Türkiye'de kamu adına satılan ilaçların büyük bölümü SSK hastanelerinin bünyesindeki eczanelerden satılmaktaydı. Sabah namazında kuyruğa girip, yatsı ezanı okunurken reçetesindeki 5 ilacın 2 tanesini 3 tanesini alabiliyordu vatandaşlarımız. AK Parti iktidara geldikten sonra bütün hastanelerdeki ilaç servislerini kapattı, 'Bu kadar eczanenin olduğu memlekette devlet ilaç satmamalıdır' dedi. Bütün hastalar piyasada ki eczanelere yönlendirildi. Bugün istatistiklere bakıldığında görünen şudur: Türkiye'nin milyar liraları bulan ilaç harcamalarının yüzde 95'i devlet tarafından ödenmektedir. Her satılan 100 kutu ilacın 95'inin faturasını SGK ödemektedir. Ayda 100 milyar ciro yapan bir eczanenin 95 milyar liralık geliri devletin kasasından geliyor demektir. Bu gün eczanelerin tümüyle geçim kaynağı devletin ilaç harcamalarıdır. Bu açıdan bakıldığında biz eczanelerin daha anlayışlı, daha çözüm odaklı konulara yaklaşması gerektiğini beklerdik. Türkiye'de ilaca gerçekten çok büyük paralar ödeniyor. Eczanelerin müşterisi devlet. 'Müşteri velinimetimizdir' diye bir söz var. Eczacıların TEB'i hükümet ile bir çözüm sürecinde uzlaşmaya zorlamak yerine TEB'in çözümsüzlük iradesini desteklemelerini doğrusu kaygı verici buluyorum. TEB maalesef şu an eczacıların menfaatini korumaktan ziyade, hükümete karşı bir siyasal duruşun, yani hükümete karşı muhalefet tavrıyla hareket etmenin gereğini yerine getiriyor. Müzakereler sürerken, sosyal güvenliğin bağlı olduğu Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı ile eczanelerle ilaç fabrikalarıyla ve ilaç depoları arasındaki görüşmeler sürerken, binlerce eczacıyı kalkıp Ankara'ya getirmesi, kepenk kapatmaları, mesai gününde eczanelerini açmamış olmaları bir uzlaşma arayışının neticesi olamaz. TEB'i destekleyen eczacıları neyi desteklediklerini bir kere daha düşünmeye davet ediyorum. 2003 ve 2004 yılında Türkiye'de yapılan ilaç indirimlerinin ortalama oranı farklı kategorilerde yüzde 50 ila 80 arasındadır. Geldiğimiz yıl itibariyle pek çok ilaç kategorisinde etiket fiyatları yüzde 64'lere varan oranlarda yeniden indirimlere maruz kalmıştır. Yüzde 64 önceki fiyatlar ve bu fiyatlardan yüzde 80 daha önceki fiyatlarla satılan ilaçların fahiş karları kimlerin cebine gitmiştir. Bu millet ilaca bu kadar para ödeyecek kadar zengin bir millet değildir. Devlet evet vatandaşın ilacını veriyor ama bu politikayı sürdürülebilir kılmamın diğer adı ilaçta fahiş karın önüne geçmek zarurettir" şeklinde konuştu.

 

YAPRAK TÜTÜN İŞLETMESİ İŞÇİLERİNE UYARI

Bugün iktidarda CHP ve MHP koalisyonunun olması durumunda Yaprak Tütün İşletmeleri'nde çalışan işçilerinin kaderlerinin sokağa atılmak olacağını ifade eden Grup Başkanvekili Suat Kılıç konuşmasını şöyle sürdürdü: "Hükümet kendi içinde Yaprak Tütün İşletmeleri'ndeki 11 bin işçimizle ilgili hangi maaş ve özlük hakları düzleminde bir çözüm sağlanacağının çalışmalarını yürütürken bir baktık ki Tekel çalışanları Ankara'da. Sendikaların, muhalefet partilerin desteği ile Ankara'da. Siz çözüm odalarında çözüm süreçlerini zorlarken, işçileri sokağa dökenlerin işçi ile hükümeti karşı karşıya getirmesi can sıkıcı, nahoş bir tutumdur. Kışın soğuğunda hükümet çözüm süreçlerini zorlarken işçileri Ankara sokaklarına dökenlerdi ayıplıyorum. Mal bulmuş mağribi gibi yaprak tütün işçilerinin bulunduğu yerlere hücum eden siyasi partileri de ayıplıyorum. Orada polisin müdahalesi sırasında gaza maruz kayıp ondan sonra gelip meclis kürsüsünde terör estiren CHP milletvekillerine de şu soruyu soruyorum: İzmir'deki CHP'li belediyenin sokağa attığı, hiçbir özlük hakkı vermeden 4/C dahil hiçbir maaş hakkı vermeksizin sokağa bıraktığı 276 belediye işçisini ziyaret etmediniz, Ankara'ya sokmadınız, parti binası almadınız ama mal bulmuş mağribi gibi Ankara'daki Yaprak Tütün işçilerini istismara kalktınız. Bu ne perhiz, bu ne lahana turşusu. Böyle bir siyaset anlayışı olmaz. Ondan sonra da gaza maruz kaldık diye meclis kürsüsünde feveran ettiniz. Biz başından itibaren Yaprak Tütün İşletmeleri'nde işçileri uyardık, 'kendinizi sendikalara kullandırtmayın, kendinizi siyasi partilerin siyasi aracı haline getirtmeyin' dedik. En son Kurban Bayramı'nda Hasan Doğan Spor Tesisleri'nde il başkanımızın yaptığı organizasyon çerçevesinde Samsun'da ki 650 işçinin 100 tanesi ile bir araya geldik. 1 saat konuştum Hükümet çalışıyor, Başbakan bakanlara 4/C'nin içinin farklı bir şekilde doldurulması talimatını verdi, sokağa çıkmayın, eylem yapmayın, kendinizi muhalefetin oyuncağı haline getirmeyin' dedim. Bizim sözümüzü değil, o an için kulaklarına hoş gelen muhalefetin sözlerini dinlediler, kışın ortasında Ankara'ya geldiler. İzinsiz olarak AK Parti binasının önünde, Sıhhiye Meydanı'nda gösteri ve yürüyüş mevzuatına aykırı bir takım eylemlerin içinde oldular. 1 Hafta geçtikten sonra polis müdahale etti, bu müdahale esnasında yaşanan çirkin görüntüler hepimizi üzdü ve mahcup etti. Ben şimdi CHP'ye sesleniyorum, sen önce git İzmir Belediyesi'nin sokağa attığı 276 tane belediye işçisine bizim beğenmediğin 4/C'deki beğenmediğin hakları ver. 1991-1995 yılları arasında DYP SHP Koalisyon Hükümeti işbaşındaydı. 1999-2002 yılları arasında MHP'nin içinde bulunduğu DSP, MHP ve ANAP Koalisyon Hükümeti işbaşındaydı. Bunların o yıllarda yaptıkları özelleştirmeler nedeniyle sokağa attıkları ne kadar kamu işçisi varsa, hepsini sokağa attılar, hepsini aç ve açıkta bıraktılar. AK Parti iktidara gelene kadar bu insanların kursağına lokma ekmek girmedi. DYP'nin, SHP'nin yani bu gün ki CHP'nin, DSP'nin ve bu gün ki MHP'nin, Bahçeli'nin ortak olduğu hükümetlerin sokağa attığı bütün işçileri yeniden senede 10 aylığına da olsa, eski maaşının yarısı kadar bir paraya da olsa yeniden devlete döndüren düzenlemeyi hayata geçirdik. 4/C dediğimiz düzenleme bu operasyonun adıdır.

 

Bizden önceki hükümetlerin sokağa attıklarını biz yeniden devletin çatışı altında işe başlattık. Aynı maaşı veremedik, aynı özlük haklarını temin edemedik ama sokaktaki adamı aldık devletin bünyesine yeniden taşıdık. Yaprak Tütün İşletmeleri'nde bir işçinin devlete maliyeti aylık 3 bin 900 lira. 11 bin kişi var. Aylık maliyet 40 trilyon. Sigara fabrikalarını devlet özelleştirdi. Liberal bir devlet, çağdaş bir devlet, rakı, şarap, kibrit, sigara ve kömür üretmez. Bunları özel sektör yapar, daha düşük maliyette yapar, devlete daha yüksek fiyatlarda vergi öder. Sigara fabrikaları özelleştirdikten sonra Yaprak Tütün İşletmeleri'ne gerek kalmadı. Gerek kalmayınca bu işçileri başka yerlerde çalışabilecekleri konumlarda değerlendirmek zorundayız. Ben Yaprak Tütün İşletmeleri'ndeki kardeşlerimize seslenmek istiyorum, Eğer Türkiye'de bugün AK Parti iktidarı değil de bir CHP MHP koalisyonu işbaşında olsaydı, Yarımca Porselen'in işçileri 4/C'li değil sokaktaydı, Orman Ürünleri Sanayisi'nin işçileri 4/C'li değil de sokaktaydı, SEKA'nın eski dönem özelleştirmeden çıkan işçileri 4/C'li değildi sokaktaydı. Yaprak Tütün İşçileri içinde bu gün tek kader işletmenin kapatıldkığı gün itibarıyla tazminatlarını alıp sokağa atılmak olacaktı. Bugün sokağa atılmadıysalar CHP' yada MHP iktidarda olmadığı içindir. Elbette ki verdiğimiz haklar yeterli bulunmayabilir, kaldı ki çalışmalar devam ederken hükümeti taciz ateşine tutmanın, eylem yapmanın, protesto gösterisi yapmanın, MHP, CHP milletvekillerini omuzlara almanın ne gereği var, parayı onlar mı verecek. Ankara'da bütçeyi görüştük, CHP'de MHP'nde aklınca her kesime zam önergelerini verdiler. Madem işçiye memura bu zammı verecektiniz, bizden önce iktidardaydınız niye vermediniz?"

 

yok ya
asi
Ya bu adam ağzını açtımı sağa sola saldırıyor,bu ne asabiyet kardeşim,Millet sıkıntıda çözüm çözüm çözüm söyle,geliştir,milleti rahatlat sen kavga için mi seçildin ya.
30 Aralık 2009 Çarşamba 09:25
YAZARLAR
SÖYLEŞİ
Anket
VİDEO
MAİL LİST
ÖZEL HABER
YEMEK TARİFLERİ