banner851

Çok zaman önce çok sevdiğim bir komşum vardı her hafta sonu torunlarını alır köyüne giderdi. Torunundan büyük olanı iyi bir TEOG puanı almış, bizim de oturduğumuz İl merkezindeki Sosyal Bilimler Lisesini kazanmıştı. Diğer torunu ise ilkokula yeni başlayacaktı. Asker emeklisi olan bu tonton dede ile apartmana yeni taşındığım-başka ilden yeni geldiğim-halde kısa sürede aramızda bir komşuluk ilişkisi ötesi muhabbet ortamı da oluşmuştu. Belki öğretmen olduğum içindi, torununun ders durumlarını bana anlatır, ders çalışmadığından test çözemediğinden şikayet eder; televizyon, bilgisayar, cep telefonu bağımlısı olduğundan şikayet ederdi.. Esasında o yıllarda cep telefonu yaygın olduğu halde belki ekranları siyah beyazdı ve android denilen akıllı cep telefonları revaçta değildi. Bu duruma rağmen lise 1.sınıfta okuyan kız torunu cep telefonuna merak sarmıştı işte..

Tonton dede komşum yine kendisi gibi asker emeklisi oğlu, gelini, torunları ve yaşlanmış olduğundan artık yürüyemediği için aralarındaki aşka bağladığım bir sevgiyle kucağında eşini arabasına bindirerek köyüne giderdi.. Yine böyle bir Cumartesi sabahı idi..

Ben de ekmeğimi almış, gazetemi koltuğumun altına sıkıştırmış anahtarı kapı deliğinde çevirirken kapı açıldı ve Mustafa Amca karışımdaydı.

-Hoca dedi, torun domatesin nasıl yetiştiğini görmek istiyor. Bu hafta köye domatesi görmek için gidiyoruz. Çünkü benim torun domatesin ağaçta yetiştiğini zannediyor!

Trafik müdürlüğü önünden yılan gibi kıvrılarak yukarıya doğru akan yolun sonunda benim de oturduğum site var. Sitenin ismini çok seviyorum; öğrencilerimi, hedeflerimi bir de sonbahar’ı, mevsimleri, karları yani doğal hayatı hatırlatıyor bana.. Genelde yürümeyi tercih ettiğimden mahallenin hemen hemen sağında hangi çiçek var solundaki böğürtlenler olmuş mu bilir takip ederim.. Beton gördüğüm an hüzünlenir, çimen kokusunda özgürce uçan kelebekleri hayretle izlerim.

Çok önceden bir köyün mahallesi olduğu çok belli olan ve şehir büyüdükçe ilçe merkezine sığınan bu evlerin ahırları bile beni çok mutlu eder, hemen yanındaki geniş bahçede otlayan kuzuları her sabah gördüğümde içimden yaşamak ne güzel faaliyet diye düşünürdüm..

Ancak bugün, kırk gün sonra geldiğim; doğduğum ve doyduğum şehrimin köy evinin benim türlü hülyalara dalmama vesile olan bahçesinde yeni bir inşaata başlandığını gördüm. Ve aklıma domatesin ağaçta yetiştiğini zanneden Lise 1.sınıf öğrencisi geldi. O gün içimden kızdığım belki hayret ettiğim çocuğun haklı olduğunu şimdi anladım. Anladım ki penceresini açıp bahçeyi koklayamayan, balkonundan gökyüzünü göremeyen çocuklar, domatesi de hayal edemiyor. Çünkü dokunma fiili pratik hayatımızda yer edinmiyor.. Hazır yemekler marketten alınıyor, geleneksel tatlılar evlerde yapılmıyor, çocuklar süt ile ayranı dahi ayırt edemiyor.. Kirazı dalından yemeden, karpuz tarlasında ayağımız çamurlamadan, köyleşmeyi değil kentleşmeyi(!) överek doğal bahçelerimizi koruma altına almadan, domatesin ağaçta değil bahçede yetiştiğini nasıl anlatacağız?

Fatih TEZCE

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.
Avatar
Ofli 2018-08-07 01:01:14

Helal be hocam

banner823

banner822